09 Kasım 2016 Çarşamba, 16:25
Ahmet TORUN
Ahmet TORUN ahmettorun@ogretmenlericin.com Tüm Yazılar

Atatürk ve Din

Atatürk ve Din

10 Kasım Sabahına,

Tarihin her döneminden beri inançlarını sahiplenen Türk toplumunda, bazı gruplar Atatürk’ü “dinsiz!” ilan edip ülkenin değerlerini silmeye çalışıyor. TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü açıldığını kenara iliştirip şöyle bir geçmişe dönüş yapalım.

Diyanet İşleri Başkanlığı 3 Mart 1924 tarihinde bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle kurulmuştur.

1924 senesinde kurulan Diyanet İşleri’nin ilk başkanı Mehmet Rıfat Börekçi’dir. Kimdir?

Sivas Kongresi sonrasında Ankara’ya dönüldüğünde sofraya kuru ekmek en fazla bulgur konulabiliyordu. Para kalmayınca paltosunu satanlar vardı mesela. Ankara’nın ayazında, kışında palto parasıyla karın doyurmaya çalışırken sırtı açıkta bırakıp üşütmek, hasta olmak acı ama gerçeğin yansımasıydı. Müftü Rıfat Bey bir dostunu ziyarete gittiğinde evde bir şey olmadığını görünce kısa bir sohbetten sonra cebindeki bin lirayı çıkarıp masaya bırakarak çıkmıştı. Rıfat Bey eşi ile biriktirdikleri ölünce kefen, cenaze parasını yani ölümlüğünü masaya bırakıp çıktı. Paltosunu satan Milli Mücadele’ye inanların ve kefen parasını bağışlayanların parası ile kurulan bir vatan üzerinde yaşıyoruz.

Ankara hükümeti ve Milli Mücadele’ye destek veren insanlar için “katli caiz” diyen İstanbul şeyhülislamına karşı durup Milli Mücadele’ye katılmak vatanı ve bağımsızlığı kazanmak caiz diye fetva veren Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi’dir.

***

Mustafa Kemal “şapka kanununa karşı gelen din adamlarını astırdı diye cehalet kokan bir safsata vardır ki bunu söyleyenlerin yatacak yeri yoktur. Tam bağımsız bir Türkiye amaçlayan Atatürk ve silah arkadaşlarını öldürmeye çalışan düşman devletlerle iş birliği yapanları, Milli Mücadele’nin kuyusunu kazanları sinesini açıp bağrına basacak hali yoktu. Adalet karşısında İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanan ve idam edilen İngiliz ajanı İskilipli Atıf Hoca’da vardır.

2013 yılında Şeyh Said cami Diyarbakır’da ibadete açıldı. Milli Mücadele düşmanı bir adamın ismi Diyanet’e bağlı, bir camiye verildi. Şeyh Said isyancıydı. İdam edildi. Yani sözün özü din adamı olmak demek masum saf tertemiz olmak demek değildir. Din adamı olmak demek suç işlemeye engel değildir. 15 Temmuzda tarih tekerrür etti ve din adamı olmanın suç işlemeye engel olmadığı bir kez daha görüldü. Yani başına sarık takan din simsarlarının her anlattığının gerçek olmadığı gerçeği bir defa daha ortaya çıktı.

***

Türk tarihinde din değişikliği olmuş fakat dini metinleri kendi diline yani Türkçeye çevirip anlamaya çalışıldığını görürüz. Peçenekler İncil’i, Anadolu’daki Ortodoks Türklerin Türkçe konuşup dini metinleri Türkçeye çevirdiklerini görülür. Anadolu’da ilk Kuran Tercümeleri Beylikler döneminde olmuştur. İlk Kur’an Tercümelerinden biri Karamanoğlu Mehmet Bey döneminde olmuş. Osmanlı döneminde de tercümeler yapılmış özellikle Meşrutiyet sonrasında bir artış olmuştur.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a Kuran- Kerim tefsiri yapması için bizzat Atatürk tarafından görev verildiği ve emeğinin karşılığını Atatürk’ün kendi cebinden karşıladığını biliyoruz.

Mehmet Akif Ersoy’a insanımızın dini tam anlayabilmesi ve taklidi değil tahkiki imanı anlayabilmesi meal yazma görevi vermiştir. Elimize üçte ikilik kısmı ulaşan Mehmet Akif’in Kuran meali mahya yayınlarından birkaç yıl önce çıktı. Alıp okuyabilirsiniz. Atatürk’ü gerçek tarih adı altında halka “dinsiz” diye anlatanların gıybet ve iftiradan yatacak yerleri olmasa gerek.

***

Yazı boyunca Atatürk’ü dindar göstermeye çalışma gayretine girmedim. Günah da sevap da Yaratıcı ile kul arasındadır. Birini günahkar saymak ya da sevap işliyor “aferin” deyip değerlendirme gafletine düşenler kendini Tanrı’nın yerine koyma gafletine düşer ki bu da şirkten başka bir şey olmasa gerek.

Diyanet İşleri Başkanlığını kurmak,

Elmalılı’ya emeğinin karşılığını cebinden karşılayıp tefsir yazdırmak,

Akif’e Kuran meali yazdırmak,

Din adamı dahi olsa vatanına ihanet edenin cezalandırılması gerektiğini söylemesi bir insanı dinsiz yapmaz bilakis topluma ve dine verdiği önemi gösterir.

“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.” diyen Atatürk’ün sözü tüm yazıyı özetliyor aslında.

10 Kasım 1938’den yıllar geçse de Türk Milleti’nin ruhu soğuktan değil “Ata”sına olan özlemden üşüyor.

Rahmet ve özlemle anıyor ve arıyoruz.

Ahmet TORUN

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tüm Hakları Saklıdır, Aktif URL Şeklinde Kaynak Gösterilmeden İçeriklerin Alınması Yasaktır.

DMCA.com Protection Status