13 Mayıs 2016 Cuma, 20:25
Tülay GAZALCI
Tülay GAZALCI tulay_gazalci@ogretmenlericin.com Tüm Yazılar

Çocuk Yaşta Yetişkin Olmak

Son yıllarda eğitim ortamı başta olmak üzere, toplum genelinde baş göstermiş olan bir soruna değinmek istiyorum bu hafta. Yaş farkı olmaksızın yaşadığımız öfke patlamaları. Her an bir şeylere kızar, bağırır, küser ve daha da rahatlayamadıysak bedensel şiddet uygulayarak kusar olduk. Peki, nedir bizleri bu kadar tahammülsüz, anlayışsız ve düşüncesiz hale iten?

Çocuk yaşta yetişkin olmak zorunda kalan, çocuk kapasitesinin ve yeteneklerinin çok üzerinde hedeflere zorlanan, anne baba sevgisini alınan bir markalı ayakkabı ve istemeye istemeye gitmek zorunda bırakıldığı pahalı kurslar kadar yaşayan, ahlaki ve manevi açıdan bakıldığında eksik, ben duygusu üzerine dayalı, hak arayışını hadsizlik ile karıştıran, sorumluluk duygusundan uzak, böylesi ilerlemiş teknolojiye ve sunulan geniş imkânlara rağmen insani değerlerden mahrum gençler yetiştirmekteyiz.

Hani hep kocaman bir ses tonuyla durup durup deriz ya, BİZİM ZAMANIMIZDAYKEN, BEN SENİN YAŞINDAYKEN, NERDE O ESKİ GÜNLER, AH ŞİMDİKİ NESİL diye…    Peki, farkında mıyız acaba artık zaman bizim zamanımız değil, bizler artık o yaşlarda değiliz, günümüze baktığımızda bizden farklı şartlara sahip ve bizden farklı sorunları yaşayan bir nesile sahibiz ve bizler hayat tecrübemizin olmadığı yılları, tecrübe edinerek bugünlere geldiğimiz için farklı düşünmekteyiz.  Belki de en büyük ve en ciddi tecrübesizliğimizi Anne ve baba olduktan sonra, evlatlarımızdan olabileceğinin çok üzerinde beklentilere girdiğimiz için yaşamaktayız. Yarış atı misali kurstan kursa, dersten derse, sınavdan sınava koşturan yaprak misali oradan oraya rüzgarda savrulan evlatlarımızın, içi boş fakat yükü ağır bir sistemin mağduru olduğunu unuturuz.  Unuturuz biz onların yaşındayken böylesi bir telaşı değil, sokak arası oynadığımız beştaşı, uçmayan uçurtmamızı, attığımızda hedefine ulaşmayan renkli bilyelerimizi yâda saklambaç oyununda yapılan mızıkçılıkları dert edindiğimizi.

Biz anne ve babalarda haklı olarak, emek verip okuttuğumuz evlatlarımıza dair yüksek beklentiler içindeyiz. Hatta ve hatta bu beklentiyi öyle abartmış durumdayız ki, hepimizin evladı ya Avukat olacak, ya Mühendis olacak, ya da Doktor olmalı bize göre. Çünkü biz emek verdik, çünkü biz öyle istiyoruz, çünkü biz…   Hatta bizce o kadar basittir ki bu beklentimiz, gerçekleşmemesi için hiçbir neden yoktur. Bizce evlatlarımızın ilgi alanı, yetenekleri, hayalleri, ya da başarısız olması gibi bir durum mümkün değildir. Çünkü en zeki en yetenekli olan bizim evladımızdır.

Her çocuğun ayrı bir Dünya, Her çocuğun ayrı yetenek ve her çocuğun ayrı bir kişilk olduğunu devre dışı bırakırız çoğu zaman. Kendi isteyip de yapamadığımız ne varsa evladımızda görmek, ya da benim de oğlum –kızım Mühendis Mimar Avukat… Oldu diyebilmenin gururunu yaşamak ister, kendimizce, haklı olduğumuzu düşündüğümüz dayatmalarda bulunuruz mesela.  Çocuğun Resim, Müzik, Tiyatro veya Spor alanındaki becerisi, yeteneği ve varlığı mühim değildir. Hatta ders notlarındaki gidişatta biraz düşme gördüysek, çok severek çaldığı ve onun gelişimine olumlu etki ederek katkı sağladığı halde gitarına el koyar,   yetmiyorsa arkadaş görüşmelerini kaldırıp, buda yetmiyorsa bir süre odasından çıkmamalı ve gözümüze görünmemelidir. Oysa biz anne babalar zaten gözden kaçırdıklarımız nedeniyle çocuğumuzun  gelişim sürecinde, gidişatında bir eksiklik veya aksama olduğunu düşünmeyip, olsa olsa bizler yemeyip içmeyip yedirdiğimiz içirdiğimiz, giymeyip giydirdiğimiz bir halde şahsımıza yapılan, KOCAMAN BİR NANKÖRLÜK olduğunu düşünürüz

Maalesef ki insan doğasına aykırı yaşam tarzları tercih edilmekte ve sonuca gelindiğinde bilişsel ve sosyal yönden sorunlu insanlar çoğunluk oluşturmaktadır. Çevreye güvenemeyip belki çocuğumuzu sokakta oyuna teşvik edemiyoruz, belki gün içinde iş yaşantımızın yoğunluğu eve yorgun gelmemize sebep oluyor, belki var olan tüm sabrımızı hayat telaşımız tüketiyor. Sebebi ne olursa olsun bu hayatta sabrımızı, ilgimizi, çabamızı ve sevgimizi en çok hak eden evde bizi bekleyen iki küçük göz var. Asi gençlerin hızla çoğalmasındaki en büyük neden anne babası tarafından ilgisiz ve sevgisiz kalmaları. Birde üzerine olabileceğin üzerindeki beklentiler ve ergenlik sorunları eklenince elde var pimi çekilmemiş bir sürü bomba. Yaşadığımız sıkıntılı sürece katkısı olmadığı halde, en ağır bedeli ödeyenlerin evlatlarımız olduğu da bir gerçek.

Sevgili anne ve babalar, hepimizin diline yapışan eğitimdeki sistem hatası dediğimiz sıkıntının Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kaynaklandığını biliyoruz ve bu sıkıntıların inşallah kısa zamanda düzeleceğini ümit ederek, asıl başarının bedenen ve ruhen sağlık evlatlar büyütmek olduğunu unutmayalım diyorum. Sevgi ve saygılarımla.

                                                                                                                              Tülay GAZALCI
Türk Eğitim-Sen Denizli Şubesi
Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tüm Hakları Saklıdır, Aktif URL Şeklinde Kaynak Gösterilmeden İçeriklerin Alınması Yasaktır.

DMCA.com Protection Status