30 Ağustos 2016 Salı, 10:28
Ahmet TORUN
Ahmet TORUN ahmettorun@ogretmenlericin.com Tüm Yazılar

Din ve terör üzerine kısa bir söylem

Din ve terör üzerine kısa bir söylem

Eşitsizliğin Kökeni’nde Rousseau “Bir kez efendilere alışan halklar onlarsız yapamazlar” der. İnsanın yaratışından itibaren bir inanma isteği vardır. İnanmamaya da inansa şiddetli bir inanma arzusu kalbi ve içten gelen bir arzudur.

Avrupa Orta Çağ’ında Katolik bir rejim izleniyordu. Bu dönemde din bir inanç olmaktan öte bir yönetim biçimi haline gelmişti. Dinin gücünün etkili olmasındaki en büyük etkenlerden biri skolastik düşüncenin etkin olması; bilim,akıl ve sorgulama kavramlarının esamesinin dahi okunmamasıydı. Din adamları dini kendi menfatlari doğrultusunda kullanmaya başladı.Papa aforoz ederek kişiyi, enterdi ederek Hristiyan bir ülkeyi toptan dinden çıkarma yetkisini kendinde görebiliyordu.Din adamları kendi sözlerini Tanrı sözü olarak halka satmaya başlamıştı. İnsan korktuğu duyguların esiridir anlayışını, insanın güce secde ettiği, boyun eğdiği anlayışı ile birleştirince korkutucu bir dönem yaşandığını görüyoruz. Din adamlarının farklı yöndeki cinsel eğilimleri, küçük oğlan çocukları ile olan münasebetlerini, sapkınlıklarını Orta Çağ Avrupa’sında görüyoruz. Yeni evlenen bir kadının ilk gece hakkı feodal beyinin hakkıydı. Cesur Yürek filminde bu olay aktarılır. Avrupa aydınlanma ile yeni bir dönem girmiş oldu. Baktığımızda “gücün” insanların eline geçtiğinde bir histen ziyade menfatleri korumak adına birer silaha dönüştüğünü görürüz. “Akıl ve bilim”den uzak olan bir din kanatlarından biri olmayan kuşa benzer ki o kuşun uçma imkanı yoktur. Akıl ve bilim bir kenara bırakılırsa Tanrı’ya kulluk ettiğini sanıp efendilere kul olduğunu anlamadan yaşayıp giden bir güruh peyda olacaktır.

İslam dünyasına geldiğimizde Hz. Peygamber hayatta iken tarikat ve cemaatlerin olmadığını onun ölümünden sonra meydana geldiğini görüyoruz. Din öğretisi tarikat ve cemaatlerin çoğuna bırakıldığında Tanrı ve peygamberden sonra kendi mürşidini üçüncü manevi öğe olarak saydıklarını görürüz. Belki Dünya’nın ömrü el verirse Hrıstiyanlıktaki üçleme ve sonrasında parçalı ayrı bir din haline getirilen mezhepler gibi olacağı korkutucu bir durumdur.

İnsanların inanma isteklerini ve korkularını kendi menfaatleri doğrultusunda kullandıklarını gördük. İslam coğrafyasında İşid, El Kaide gibi İslam’dan beslendiğini amaçlarının cihat olduğunu söyleyen terör örgütleri peyda olmasındaki sebep dinin kendinde değil, tarikat ve cemaatlerin insan zaaflarını kullanarak Tanrı’yı kullanarak kendine kul yapmalarıdır. Akıl ve bilim onlar için geri plandadır.

Hasan Sabbah’ı duymayanımız, kitabını okumayanımız yoktur. Hasan Sabbah dinin insanlar üzerindeki etkisini kendi Sultanlığı için en etkili kullanan kişi olsa gerek. Sabbah hayatında bir şey görmemiş, düşkün, fakir ama sadık görünen insanları sarayına getirtir. Ardından afyon içirdikten sonra bu insanları Hasan Sabbah’ın hazırlattığı yapay cennete atarlarmış. Burada en güzel kadınlar, en güzel yiyecekler, ırmaklar her şey cennet tarifindeki gibiymiş. Afyonun etkisi geçeceği sırada bu adamları yapay cennetten çıkarıp Hasan Sabbah’ın tahtına ayaklarının dibine atarlarmış. Afyonun etkisi geçince bu adamlar tattıkları o cennete gidebilmek adına Sabbah için her şeyi yapar, ona köle oluyorlarmış. Onun için canlarını dahi feda edecek birer köle olup hurileri, cenneti sonunda elde edeceklerine inanmış bir topluluk meydana getirmiş.

Bakıldığında dinin insanlar üzerindeki gücünü anlayan din adamlarının bir kısmının Allah’a deyip kendine kul yetiştirme eğilimine kapılmış olduğunu görüyoruz. Din öğretisi amaçlarını kendi menfatleri için kullanan cemaat ve tarikatların tek eline bırakıldığında Anadolu’nun Müslümanlaşmasında katkı yapan Yesevilik gibi önemli tarikatların yanında sapkın olanlarının da meydana geldiğini gördük.

Ve dinde günahsız insanların canına kıyılmayacağı öğretisi olduğu halde kendini patlatan canlı bombalar, din adına yapılan sapkınlıklar, cihat yaptığını iddia eden terör örgütlerinin meydana geldiği ve bu şekilde giderse meydana gelmeye de devam edeceği aşikardır. Orta Çağ’da Hristiyan dünyasında dini kendi çıkarları için kullananlar ile günümüz İslam dünyasında Allah adına savaştığını iddia edip masum canlara kıyanlar çağlar farklı olsa da aynı yolun yolcularıdır. Dini kullanıp yapılan sapkınlıklar, adaletsizlikler, tüm yapılanlar benzerlik gösterir. Yani efendiler kendirine köle yapmayı ve insanları düşünmeyen birer sürü haline getirmeyi başararak aklı ve bilimi yalnızca silah teknolojisi satın alma diye algılayarak bir dünya kurmuşlardır.

Aklı ve bili geri plana atıp sorgulamadığımızda din ve dinin etkisi belli zümrelerin tekeline bırakıldığında çıkan sonuç ortadadır. Din amacını kendi için kullanan gurupların insiyatifine bırakılamayacak kadar önemli bir müessesedir.

Ahmet Torun

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tüm Hakları Saklıdır, Aktif URL Şeklinde Kaynak Gösterilmeden İçeriklerin Alınması Yasaktır.

DMCA.com Protection Status