04 Temmuz 2016 Pazartesi, 20:47
Levent GÖZAÇAN
Levent GÖZAÇAN levent3352@ogretmenlericin.com Tüm Yazılar

Tanrının varlığını kabul eden inanç sistemleri

Tanrının varlığını kabul eden inanç sistemleri

Teizm Felsefede kavram olarak Teizm; evreni ve her şeyi yaratan, sürekli olarak yöneten, kaza ve kadere egemen olan bir Tanrı fikrini kabul eden inanç sistemidir. İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi üç büyük dinin Tanrı inancını felsefi bir üslupla dile getiren ve savunan düşünce akımıdır. Teizmde vahiy yoluyla insanlara emirler gönderen, kutsal kitaplar ve peygamberler gönderen, evreni yaratan ve yöneten, evrenin, insanların ve her şeyin kaderini yazan ve icra eden, doğanın ve evrenin üzerinde, ötesinde olan yani evrene aşkın olan bir Tanrı inancı vardır. Bildiğimiz, bilmediğimiz, canlı cansız her zerrede egemenlik ve irade sahibidir. Yoktan var eder öncesi ve sonu olmayandır.

Deizm Ortaçağ Avrupası’nda Hıristiyan din adamlarının; Kilise’nin ve Papa’ların çıkar ve egemenliklerini sürdürebilmeleri için ortaya attıkları dogmalar (sorgulanamaz bilgiler) vardı. Hıristiyan din adamları buna dayanarak ve “Tanrı için” diyerek insanların inançlarına ve yaşam şekline, bilim dünyasına ve devlet yönetimlerine müdahale ve baskıda bulunuyorlardı. Deizm, Kilise ve din adamları tarafından yapılan bu baskı ve zulme bir tepki olarak oluşan felsefi bir düşünce ve inanç sistemidir. Dindeki mucizelere, boş inançlara, vahye, ilahi takdire, Yaratan’ın kaderi belirlediğine ve bunu yerine getirdiğine inanmazlar.

Tüm dinleri reddeden ancak Tanrı’nın varlığını kabul eden bir inanç şeklidir. Dinler kabul edilmediği için peygamberler, kutsal kitaplar, cennet ve cehennem, melek, şeytan gibi kavramların hiçbirinin Deizm’de yeri yoktur. Sadece evreni yaratan, doğa kanunlarını, itme ve çekme kanunlarını koyan ve bunun ardından evrene, insanlığa ve kadere hiçbir müdahalesi olmayan Tanrı’ya inanılır. Tanrı ilk neden olarak evreni yaratmış ancak evreni, fizik ve doğa kanunlarını var ettikten sonra hiçbir şeye karışmamaktadır. Gözlemlediğimiz her olay doğanın ve evrenin Tanrı tarafından konulmuş fizik yasaları çerçevesinde oluşur, bunlara Tanrı’nın bir müdahalesi yoktur. Dolayısıyla kader konusunda Tanrı’nın değil insanın özgür iradesi söz konusudur. Kader oluşurken insanın özgür iradesi yanında fizik kanunları da etkili olur.

Panteizm Tanrı ile evreni aynı, özdeş kabul eden görüştür. Panteizm’e göre Tanrı’nın evrenin üzerinde, ayrı ve bağımsız bir varlığı yoktur. Tanrı doğada, nesnelerde, boşlukta ya da her şeyde ve insan dünyasında vardır. Her şey Tanrı’dır. Tanrı’nın evrenin tam olarak kendisi olduğu savunulur. Panteistler kainatta var olan her ne varsa (atomlar, atom altı parçacıklar, hareket, kader, insan, doğa, fizik kanunları, yıldızlar ve akla gelen her şey) aslında bir bütün olarak Tanrı’yı oluşturduğunu söylerler. Tanrı, insan, evren ayrımı yoktur dolayısıyla bir yaratmadan söz edilemez. Çünkü olan her şey zaten Tanrı’nın kendisidir. Tek Tanrılı Dinlerdeki Tanrı-Alem ve Yaratan-Yaratılan ayrılığı Panteizm’de yoktur. Tanrı evrenin ve var olan her şeyin zaten kendisidir.

Elbette bu düşünce sistemi insanın özgür iradesini de ortadan kaldırır. Bilinçli, bilinçsiz ya da yarı bilinçli olan hayat formları arasındaki fark da ortadan kalkar Bana göre de; bilinçli olarak bir yaratanın olup olmadığını ya da nasıl olduğunu düşünmek, anlamaya çalışmak bile yaratan ve yaratılanın ayrı ayrı varlıklar olduğunu gösterir. Dolayısıyla düşünce tarihinde bu fikre katılmayanların sayısı da hayli fazla oldu.

uzay-Tanri-uzaylilar-evren-kainat

Panenteizm Felsefede bu görüşe göre Yaratıcı’nın tüm değişmenin ötesinde değişmeyen bir niteliği ve bunun yanında bir de değişen, oluşan niteliği vardır. Bunu şöyle açıklayabilirim:

A) Allah değişmeyen yanıyla, ilk yaratmayı ve hareketi başlatmıştır ve evrenin bilincindedir.

B) Allah ilk yaratmayı ve hareketi başlattıktan sonra durmamıştır. Yarattıklarıyla birlikte değişim ve oluşma sürecinin içinde ve bilincindedir.

Panentizmde Tanrı hem ilk yaratan, hem de sonraki hareket, kader ve oluşma süreçlerinde vardır. Tanrı ile evrenin birliği ya da ayrılığı değil birlikteliği söz konusudur. Allah ile tüm alemler birlikte yolculuk halinde, birlikte bir oluşum yani kader sürecinin içindedir. Bu felsefi düşünce İslam tarihinde de taraftar buldu. Örneğin Molla Sadra’nın söylemiyle; “Esas olan yaratıcı ile olan yolculuktur. Allah’a yolculuk ya da Allah’ta yolculuk değil.” Muhammed İkbal’e göre ise “Yaratıcı’nın insanla birlikte gerçekleştirdiği yürüyüşün adı olan kader, birlikte varoluş ile gerçekleşir.” Birlikte hareket halinde olmaya tüm var olanlar katılırlar, böylelikle insana da kaderiyle ilgili bir yetkinlik ve özgür irade kullanım hakkı verilmiştir.

Levent GÖZAÇAN

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tüm Hakları Saklıdır, Aktif URL Şeklinde Kaynak Gösterilmeden İçeriklerin Alınması Yasaktır.

DMCA.com Protection Status