Tarihten Günümüze Kadar; BİZ KİMİZ?

BİZ  KİMİZ ? Rengârenk yaratılmış dünyanın, tüm renklerine sahip bir ülkede yaşayan, şanslı insanlarız biz. Hep övündüğümüz, fakat üzerine bir tutam dahi başarı ekleyemediğimiz muhteşem tarihi ve kültürel güzelliklerin sahibiyiz. O kadar büyük güzellikler ki bunlar, onca nankörlüğümüze ve boş vermişliğimize rağmen yinede varlığını sürdürebilen. Ki sanırım bu da ülkemizi samimi duygularla sahiplenen üç beş […]

Tarihten Günümüze Kadar; BİZ KİMİZ?

BİZ  KİMİZ ?

Rengârenk yaratılmış dünyanın, tüm renklerine sahip bir ülkede yaşayan, şanslı insanlarız biz. Hep övündüğümüz, fakat üzerine bir tutam dahi başarı ekleyemediğimiz muhteşem tarihi ve kültürel güzelliklerin sahibiyiz. O kadar büyük güzellikler ki bunlar, onca nankörlüğümüze ve boş vermişliğimize rağmen yinede varlığını sürdürebilen. Ki sanırım bu da ülkemizi samimi duygularla sahiplenen üç beş insan hatırına. Teknoloji çağının insanlarıyız. Parmak uçlarımızda yaşar olduk her şeyi. O kadar ki, artık milli ve manevi duygularımızda parmak uçlarımızda. ‘Ne mutlu Türküm Diyene’ nidalarıyla başlayıp ’Burası Türkiye, burada her şey mümkün’ cümlesiyle sınırlı olan kör anlayış noktasındayız. İnsanoğlu duygusal bir varlık olmasına rağmen, günden güne duyarsızlaşan, bırakın kendimize batıracağımız iğneyi, çuvaldızın dahi etki etmeyeceği bir hal almış durumdayız. Kalben uzak yaşıyoruz hayatı.

Dünyaya nam salmış atalarımız var bizim. Yokluk yıllarında en olmazları başarmış ve toprak parçasını vatan eylemişler. Bize vatan ile beraber en büyük mirası bırakmışlar, CUMHURİYETİ. At avrat silah diyerek, baş üstünde tutulacak değerlere dikkat çekmişler. Peki, kadınlarımız durur mu, halı dokumuş ilmek ilmek. Her ilmekte kültürümüzü anlatmış gelecek kuşaklara, farklı milletlere. Eline silah almış, Nene Hatun olmuş yeri geldiğinde. Yeri geldiğinde de evlatlar vermiş, Mehmetçik eylemiş bu vatana. Türk tarihi kavramı oluşmuş bu fedakârlıklar sonucunda. Günümüzde bizlerin vaktini dahi feda etmekten çekindiği hizmetlerde, onlar canlarını feda etmişler. Bizler naralar atıp tuta duralım, evlatlar şehit olup bir bir karışıyor toprağa. Yine parmak uçlarımıza kuvvet, sıralıyoruz üzgün ifadeli mesajları. Sonrasında kaldığımız yerden devam gerçekleri görmezden gelmeye ‘Bana dokunmayan bin yaşasın’ diyerek, bencilliğimize hapsolmaya. Ve idrak etmekten korkuyoruz, bu ülkede var olan tüm kötü şeylerin hepimizin eseri olduğunu. O bin yaşasın dediğimiz yılanın daha nice evlatlarımıza sebep olacağını. Boş vermişiz bir kere düşünmüyoruz, çünkü düşünen insanlar anlayan yorumlayan, yargılayan, çözüm arayan insanlardır. Bizler sakın ola emek  vermeyelim, nasıl olsa birileri yapar değil mi ??? Birileri seslenir, çırpınır, gerekirse şehit olur. Biz oturduğumuz yerden devam edelim duyarsızlığımızla zor günleri film gibi izlemeye. Evlatlarımıza dahi anlatmaktan acizlik duyalım. Türk ne demek bilmesin evlatlarımız. Dünyayı; giydiği marka ayakkabı, yarım yamalak konuştuğu Türkçe benzeri dil, önüne konulan ne olduğu belirsiz ayaküstü (fast food) tabağı, eline verilen algısından büyük akıllı telefon ve eve girdiğinde bizler zaman ayıramadığımız için kapandıkları odalarından ibaret bilsinler. Hatta o kadar ileriye gidelim ki, içi karman çorman olmuş dizilerle dolduralım beyinlerimizi. O kadar kaptıralım ki, gerçek hayatlarımıza sırtımızı dönelim ve kocaman bir hayal dünyası kuralım kendimize. Evlatlarda hayatı ekrandaki gibi zannedip, hiç bir şey öğrenmeye ihtiyaç duymadan, emek harcamanın ne olduğunu bilmeden, ahlaki değerlerin dibine vurarak, yiyebilme derdinde olsunlar Dünyayı. Hatta o kadar birşey bilmesinler ki, geleceğe dair bir amaçları olmasın mesela. Geleceğe dair hedefi olmayanın, geçmişine minnet duymasını bekleyerek  ‘Bizim zamanımızdayken ‘ cümlesini hemen kuralım, açıklarımıza vicdan sargısı yaparak.

Bağrında hain besleyen bir millet olduğumuz sürece, Sargılarımız dikiş tutmaz artık. Millet olarak uyanma zamanımız gelmedi mi ??? Bir insanın kendi medeniyetini küçümsemesi, ya kasıtlı olarak yaptığı ya da, ayıplanacak boyutta benliğini kültürünü tanımadığı için yaptığı büyük bir yanlıştır. Farklı ülkelerin sığınma kapısı olarak gördüğü bir Türkiye var. Peki, Türkiye elden giderse bizim sığınacak yerimiz var mıdır? Siyasi cehennemi yaşadığımız bu son yıllarda, particilik yapmak yerine, ülkemiz adına, çocuklarımızın geleceği adına milli şuurla vatandaşlık yapmamız lazımdır. Millet aynı kültürden insanların oluşturduğu toplum demektir. Bir toplumda bu kadar iç huzursuzluk, bu kadar farklı algı ve beklenti olması, parçalanmak üzere bir millet olduğumuzu göstergesidir. Devletimizin ve milletimizin geleceği, gençlerimizin Milli kültür ile donatılması ve yetiştirilmesi ile mümkündür. Milli kültürümüzün genç kuşaklara aktarılması ve onların milli tarih ve şuuru ile yetiştirilmesi, ilkokuldan üniversiteye kadar bütün eğitim kurumlarımızın ana hedefi olmalıdır. Atamız diyor ki; Kültür okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mana çıkarmak, düşünmek ve zekâyı terbiye etmektir. Bende diliyorum ki; Millet olarak, bize yaşatılanları anlayabildiğimiz yorumlayabildiğimiz ve doğru kararlar verebileceğimiz günlerimiz olsun.

Tülay GAZALCI
Türk Eğitim-Sen Denizli Şubesi
Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM