27 Mayıs 2016 Cuma, 22:51
Tülay GAZALCI
Tülay GAZALCI tulay_gazalci@ogretmenlericin.com Tüm Yazılar

Toplumun ortak sorusu; Ne Olacak Bu Memleketin Hali?

Toplumun ortak sorusu; Ne Olacak Bu Memleketin Hali?

Siyaset politoloji denilen, artık hemen hemen herkesin kullanmaya başladığı politik davranışları içine alan, içten içe insanoğlunun başına bela olmuş, nere de, nasıl ve hangi koşullarda, kimin kime hükmedeceğini öğrenmeye çalışan bir bilim alanıdır. Bu nedenle, insanlık tarihi boyunca geliştirilmiş, sınanmış ve yenilenmiş teorik bilgilerin yanı sıra saha araştırmalarına ve gözlemlere dayanarak bilimsel yaklaşım ve nitelikleri geliştirir. Aynı zamanda bir toplum bilimidir siyaset ve toplum bilimi olduğu için de veri kaynakları toplumun bizzat kendisi olmaktadır.

Günümüz dünyasında siyasetin girmediği toplum yok gibidir. Siyaset kavramı içerisine; güç, otorite, iktidar ve insan unsurlarını da alan oldukça geniş bir anlama sahiptir. Elbette siyaset tek başına var olamaz ve beraberinde birçok kavramı içerir. Bu kavramlar; Birey; Aile; Toplumsallaşma; Milli değerler ve Ülke bütünlüğü olarak sıralanabilir. Birey toplumu oluşturan ilk yapı taşı görevindeyken, aile toplumda nesillerin devamlılığını sağlayan en küçük birimdir. Aile dediğimiz bu birimlerin en sağlıklı şekillerde oluşması ve gelişmesi de millet dediğimiz bilinci, ulus dediğimiz kavramı oluşturur. Bu kavramı gerçekleştirecek en büyük çabayı ise, ülkeyi yönetenlerin sergilemesi gerekiyor

Bu durumda toplumsuz siyaset olamaz diye düşünüyor insan. Siyaset toplumu temel alan, bireysel ve toplumsal olarak yaşam şartlarımızı kolaylaştırmaya yönelik çalışmalar yapan, özellikle milli bilinci bir arada tutmaya yönelik çalışmalar yürüten, ülke ufkunu açan, dünya ülkeleri arasında iyi bir yer edinebilmek adına var olmayı hedef almış bir oluşumdur sonucu çıkıyor ortaya. Olması gereken durum bu fakat günümüzde nasıl icra ediliyor siyaset?

Siyaset bilimi insanlara ve dolayısıyla topluma göre şekillenir. Ülke olarak şuan ki siyasi ve toplumsal gelişimimizi kimler inceler, siyaset bilimcileri. Peki, bizim ülke olarak siyasette geldiğimiz son noktayı, toplumsal gelişimimizin hangi düzeyde olduğunu siyaset bilimciye sormaya gerek var mı? Türk toplumunda, maalesef ki çocuklarda dâhil olmak üzere kime sorarsanız sorun aşağı yukarı fikir beyan edeceklerdir. Günümüzde siyaset Birinin özgürlüğünün başladığı, bir diğer kişinin ise özgürlüğünün engellendiği, baskı korku ve riyakarlıklarla dolu içinden çıkılmaz hale getirilmiş olan bir kavram halini almıştır. Bu durumdan ötürü, bireyler arasında gerek siyasal ilişkiler, gerekse de toplumsal ilişkiler açısından telafisi mümkün olmayacak hasarlara yol açmaktadır.

Bireylerde hal böyle iken, aile yapısına bakıldığında durum oldukça sıkıntılıdır. Birlik ve bütünlüğün temellerinin atıldığı ilk basamak olan ailelerde de dahi siyasi fikir ayrılıklarından doğan sorunlar baş göstermiştir. Siyasi kargaşanın yaşandığı aile yapısı, toplum ve ülke bazında da olumsuz etkisini fazlasıyla göstermekte, toplumsal bölünmelere sebebiyet vermektedir. Takım tutar gibi siyasi parti tutma, fanatikleşme bilincinin sergilenmesi, aslında millet olarak siyasi konulardaki bilinçsizliğimizi ortaya koymaktadır. Bu konuda o kadar abartılı bir dönemden geçmekteyiz ki, insanlar arasındaki dostlukların dahi zedelenmesine şahit olmaktayız.

Millet olarak toplumsal kaygıları bir kenara bırakıp, saçma sapan takıntılarımızı dayatma derdine düştük. Ben kırmızıyı seviyorsam herkes kırmızıyı sevmeli gibi ego yığması bir algı oluşmuştur toplum bireylerinde. Kendimiz gibi düşünmeyenleri, farklı iletişim teknikleri kullanarak, fikirlerini değiştirmek ya da bizi anlamasını sağlamak yerine, düşman gözüyle görmeye hatta mümkünse aynı havayı solumama çabasına girecek kadar tahammülsüz, fikirsiz ve acınası bir hal aldık. Bilmem ki farkında mıyız? Farkında mıyız artık her ortamda siyaset konuşur olduk. Kaldırımlarda, ev toplantılarında, bir dostumuzla kahve molasında, aile yakınlarımızla yemek masasında, stres atmak için gittiğimiz parklarda… ‘Ne olacak bu memleketin hali?’ diyerek başlanan cümleler ve ’hakkımızda hayırlısı ne ise öyle olsun’cümleleriyle son bulan sohbetlerde içinden çıkılmaz bir hal almış olan kısır döngüden yaşadığımız sıkıntı ne kadar da sıkıcı bir hal aldı öyle değil mi? Herkes her şeyin farkında iken, toplum olarak her şey bu kadar ortada ve herkesçe her şey bu kadar dillendirilebiliyorken neden içinden çıkılmaz bir hal almıştır. İşte tam bu noktada bireysel menfaatlerin, toplumsal menfaatlerin üstüne çıktığı, artık BEN duygusun BİZ olmaktan çok daha ağır bastığı, menfaati uğruna değil toplumdaki bireyleri, aile yakınlarının dahi göz ardı edilebildiği günleri yaşamakta olduğumuz acı bir gerçek olarak netlik kazanmaktadır.

İnsanlar, yaradılışları, sosyoekonomik durumları gibi nedenlerle değişik düşüncelere ve farklı çıkarlara sahiptirler. İşte insanların ve insanların oluşturdukları örgütlerin ve toplumların aralarındaki bu ve buna benzer farklılıklardan doğan çıkar çatışmaları siyasetin temelini oluşturur. Siyaset neden bu kadar önemlidir? Siyaset önemlidir, çünkü kurulan hükümetler eğitim ve öğretim hayatımızdan sağlık kurumlarındaki haklarımıza kadar hayatımızın temelini oluşturan en önemli konularda belirleyici mercidir. Hükümetler ellerinde bulundurdukları bu gücü toplum yararına mı yoksa çıkarsal hesaplarına yönelik mi kullanmaktadırlar? Bugün Türk toplumuna bakıldığı zaman, siyasetten yana açılmış ve uzun sürede kapatılması mümkün olmayacak derin yaralar mevcuttur. Ülkenin başında bulunan yöneticilerinin toplum refahının üzerinde ‘BEN YAPTIM OLDU’ anlayışı ile yapmış oldukları girişimler Eğitim, Sağlık, Askeriye ve Hukuk gibi insanların hayatında çok büyük öneme sahip olan konularda büyük hataların yapılmasına ve yediden yetmişe toplumu oluşturan tüm bireylerin yaşamının zorlaşmasına neden olmuşlardır. Meclis kavramı dahi, kendini bilmez siyasi temsilcilerin kavgalarına sahne olmuş, kavga ve çıkar çatışmalarıyla her gün haber kanalları aracılığı ile toplumda huzursuzluğa neden olarak yanlış örnek teşkil etmektedirler.

Dünya ülkeleri her zaman, uygarlaşma yolunda örneğimiz olmuştur. Çünkü yaşam tarzı olarak ‘ÖNCE İNSAN’ kavramını merkeze almış, insanların refahı için değişim ve gelişim yoluna gitmişlerdir. Bu durumda bizim yönetim tablomuza bakıldığı zaman uygar ülke olabilmek gibi bir ihtimalimizin dahi söz konusu olmadığını düşünüyorum. İş kazalarıyla, trafik kazalarıyla, işsizlikle, taciz ve tecavüzlerle, insan hakkı değil de kadın hakkı veya erkek hakkı gibi kavramlar ile boğuşur haldeyken, ancak uygar olmayı hayal edebilir, bu şartlarda uygar ülke olamayız. Daha yaşanır bir ülke olabilmek için elimizde çok açık bir örnek mevcut olup, bize bu örneği anlayabilmek ve hayatlarımıza uyarlayabilmek kalmıştır. HALKÇILIK, MİLLİYETÇİLİK, CUMHURİYETÇİLİK, İNKILAPÇILIK, DEVLETÇİLİK, LAİKLİK.

ATAM DİYOR Kİ ; ‘Hakikati konuşmaktan korkmayınız ‘ 1918… Sevgi ve saygılarımla.

 

Tülay GAZALCI
Türk Eğitim-Sen Denizli Şubesi
Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tüm Hakları Saklıdır, Aktif URL Şeklinde Kaynak Gösterilmeden İçeriklerin Alınması Yasaktır.

DMCA.com Protection Status