Nedir bu Köy Enstitüleri?

Nedir bu Köy Enstitüleri?

Nedir bu Köy Enstitüleri?

2023 yılına sayılı günler kala bile hala ‘’köy enstitüleri’’ tartışmalarına şahit olursunuz. Köy enstitüleri kapatılmasaydı ülkemiz şuan çok farklı bir konumda olurdu, sözlerine de sık sık rastlarsınız. Ben de yıllarca ‘’köy enstitüleri’’ üzerine kafa yormuş, araştırmalar yapmış hatta bu araştırmalarla kalmamış, bu yıl Türkiye’de şehir şehir gezmiş, köy enstitüsünden mezun olmuş ve yaşayan 90’lı 100’lü yaşlarda sayılı hocalarımıza ulaşarak birinci ağızlardan ‘’köy enstitüleri’’ nedir? sorusu ile çeşitli soruların yanıtını aramış biriyim. Köy enstitülerini elbette ki sizlere bir köşe yazısıyla anlatmam mümkün değil. Fakat özetle anlatmaya çalışacağım.

Cumhuriyetin yeni kurulduğu 1930’lu yıllardı. Kurtuluş Savaşından yeni çıkmış bir ülke, Türkiye Cumhuriyeti. Savaşın tahribatıyla elde yok, avuçta yok. Küllerinden yeni doğan bu ülke için Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de önderliğinde çok önemli hamleler yapılıyor fakat ülkenin bir anda toparlanması mümkün değil. Hem ekonomik olarak hem de kültürel olarak halk sıkıntılar içinde. Kurtuluş savaşında okur yazar kesimin büyük bir kısmı şehit olmuş ve okuma yazma oranı o kadar düşük ki… Harf devrimi ile kabul edilen Latin harflerine geçildiği yıllarda bu harflerle okuma yazma bilen sayısı neredeyse yok denecek düzeyde.

Şöyle ki; 1940’da 6 yaşın üstündeki nüfusun yüzde 78’i okuryazar değil. 40 bin köyümüz var ve sadece 6 bin öğretmen var. Yani bir köye bir öğretmen bile düşmüyor. Üstelik çoğu öğretmen şehir merkezinde yaşıyor ve köylerde görev yapmayı da tercih etmiyor. Köylerde okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 90 civarında. Köylerde sıtma, verem, suçiçeği gibi salgın hastalıklardan ölenlerin haddi hesabı yok. Yeterince ne hekim var, ne ebe, hemşire var, ne de öğretmen. Köylüler kendilerini ermiş ilan eden din tüccarı üfürükçülerin, kırıkçı, çıkıkçıların şifa dağıtmasını umuyor. Üstelik köylerde toprak ağaları var ve köyler bu ağaların denetimi altında. Okuma yazma bilmeyen köylüler ağaların topraklarında karın tokluğuna çalışıyor, yeni nesil gençler ise bu ağalara hizmetkar olarak yetiştiriliyor.

Kurtuluşunu kazanmış bir ülke var fakat hala tutsak. Eğitim öğretim seferberliği hem Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündeminde. Atatürk ‘’köylü milletin efendisidir!’’ derken aynı zamanda da çareler de aradı. Fakat ülkemizde hem yeterince öğretmen yoktu, hem de okul. Eğitim öğretim seferberliği için Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren çeşitli yol ve yöntemler izlense de çok da başarılı olunamadı. Atatürk eğitim hususunda, başlangıçta askerlerin eğitimini yaptıran, okuma yazma bilen çavuşları köylerinden çağırdı. Çavuşlar önce Eskişehir’de altı ay boyunca eğitime alındı. Eğitim verildikten sonra bu çavuşlar kendi köylerine eğitmen olarak gönderildi. Fakat bu uygulama da verimli olmadı. Çünkü çavuşlar askeri disiplinle yetişmiş sert mizaçlı kişilerdi ve böyle bir eğitim etkili olmadı. Atatürk’ün vefatının ardından ulu önderin planladığı eğitim hamleleri yarım kaldı.

Ardından İsmet İnönü Cumhurbaşkanı seçildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel; İlköğretim Genel Müdürü ise İsmail Hakkı Tonguç oldu. Hasan Ali Yücel Hukuk Fakültesi eğitimini yarıda bırakmış, sonrasında Felsefe öğretmenliği okumuş, görevleri dolayısıyla yurt dışını da gözlemlemiş, varlıklı bir ailede yetişmiş, donanımlı bir eğitimciydi. İsmail Hakkı Tonguç ise Anadolu’nun fakir kasabalarında yaşayan, burslu olarak Kastamonu Muallim Mektebini kazanmış, başarıları dolayısıyla Almanya’da üst düzey eğitim almaya gönderilmiş ve ardından Gazi Eğitim Enstitüsünde Resim İş öğretmenliği, müdürlük gibi görevler yürütmüş donanımlı bir eğitmendi. Türkiye'de ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihinde böylesine önemli bir görevin başına gelmişti. Hasan Ali Yücel Atatürk’ün vefatından önce yaptığı çeşitli gezilerde, taa o zamanlar keskin zekasıyla Atatürk’ün dikkatini çekmiş bir öğretmendi. Bu iki insan Türkiye Cumhuriyetine damga vuran işler başardı.

Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç’u Türkiye’nin ücra köy ve kasabaları da dahil olmak üzere gözlemlerde bulunmak üzere çeşitli vilayetlere gitmesi için görevlendirdi. Araştırmalar sonucunda ülkeyi 21 bölgeye ayırdılar. Bu bölgeler tren yollarına yakın yerlerde bulunuyordu. Öğretmen yetiştirmek amacıyla da bu bölgelerde okullar kuruldu. Köylerden gelen öğrenciler beş yıl bu okullarda okuyacak ve köylerine öğretmenlik yapmak üzere gönderilecekti. Köylerde okulsuz öğretmen, öğretmensiz okul kalmayacaktı.

Eğitim içinde üretim, üretim içinde eğitim olacaktı. Eğitimler başladı, öğrencilerin ders müfredatı da günümüz müfredatı gibi sadece teorik eğitimlerden ibaret değildi. Eğitim ezbere dayalı olmayıp öğrencilerin muhakeme etme, sorgulama, eleştirme kabiliyetlerini de geliştirmeye yönelikti. Deney, gezi, gözlem yoluyla öğreniyorlardı. Sabahları İstiklal Marşı, halk oyunları eşliğinde dersler başlıyor, harmandalı zeybek ile güne başlayan öğrenciler ardından derslere katılıyorlardı. Nöbetçi öğrenciler kahvaltılar, yemekleri hazırlayıp servis ediyor, o ürünleri de tamamen kendileri üretiyorlardı. Çünkü her bölgenin coğrafi konumuna göre ziraat dersleri, bağcılık, balıkçılık, arıcılık gibi derslerde bu ürünler yetiştiriliyor; ürettikleri ürünleri tüketiyorlardı. Demircilik, marangozluk, nalbantlık, ustalık derslerine giren öğrenciler kendi okuyacakları okulları da yapıyordu. Tuğlaları, çatıları, duvarları, kardıkları harçları bile elleriyle yapan öğrenciler, matematiksel, geometrik hesaplarla yaptıkları bu okullarda okuyorlardı. Yabancı dil, müzik gibi derslerin eğitimlerini alıyorlardı. Her öğrenci en az bir enstrüman çalmayı öğreniyordu. Müzik derslerinde Aşık Veysel, Ruhi Su gibi önemli isimler eğitim veriyordu. Kitap okuma saatlerinde dünya klasikleri okuyorlardı. Her öğrenci bir yıl içinde en az 25 klasik eser okumak zorundaydı. Sinema, tiyatro gibi dersler görüyorlar, dünya klasiklerini sahnede canlandırıyorlardı. Önlüklerini kıyafetlerini kendileri dikiyorlar, sağlık alanında da eğitim alan bu öğrenciler hem kendilerini hem de köylüleri tedavi ediyorlardı. Yüzmeyi kendi yaptıkları havuzda öğrenen öğrenciler, tiyatroyu ise kendi yaptıkları amfi tiyatrolarda oynuyor, köylüler seyrediyordu. Köylere elektrik su götürüyorlar, kendi yaptıkları baskı makineleri ile basılı eserler, dergiler, gazeteler çıkarıyorlardı. Cumartesi günleri eleştiri günleriydi.

Meydanda toplanan öğrenciler yönetimi, okul müdürünü hatta dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü bile eleştiriyorlardı. Hak adalet, eleştiri, sorma, sorgulama, fikir özgürlüğü, tartışma vardı. Fakat bu aydınlanmadan hoşnutsuz bir kesim vardı. Aşiret ağaları okuyan, aydın insan istemiyordu. Okuyan köylü zapt olmazdı, onların tarlasını kim ekecek, sığırını kim sürecekti? Kara propagandalar başladı. Kızlı erkekli eğitim mi olur dediler öğrencilere iftiralar attılar. Köy enstitülerinde dinsizlik ahlaksızlık kol geziyor, dediler. Öğrenciler tek tip kıyafet giydikleri için ve çeşitli bahaneler öne sürülerek onlara komünistlik suçlamaları yaptılar. Mecliste de milletvekillerinin bazıları toprak ağasıydı. Onlar da köy enstitülerinin kapatılmasını istiyorlardı. Milletvekili Emin Sazak, mecliste ‘’Ben bineceğim eşeğin benden akıllı olmasını istemem !’’ demişti. CHP içinde de öğrenciler çalıştırılıyor gibi muhalif bir kesim vardı. Ayrıca o dönem Rusya, Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı istedi. İsmet İnönü Amerika’dan yardım istemek durumunda kaldı. Amerika bu destek karşısında köy enstitüleri’nin kapatılmasını istedi. Sonrasında Hasan Ali Yücel Bakanlıktan alındı, İsmail Hakkı Tonguç basit görevlere verildi. Köy enstitülerinin ruhunu öldürdüler. Üretim araçları ve teçhizatlar okullardan alındı, dünya klasikleri toplandı.

Çok partili döneme geçilmesiyle Demokrat Parti başa geçti. Köy enstitülerinin yerini alan Köy Öğretmen Okulları da Demokrat Parti döneminde 27 Ocak 1954'te kapatıldı. Yerine imamhatipler kuruldu. 1940-1946 yılları arasında Köy Enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirildi ve üretim yapıldı. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikildi. Oluşturulan bağların miktarı ise 1.200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santrali, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapıldı. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirildi. Kapatıldığı 1954 yılına kadar Köy Öğretmen Okullarında 1.308 kadın ve 15.943 erkek toplam 17.251 köy öğretmeni yetişti.

Sevgili okurlarım, köy enstitülerini yazmakla anlatmakla bitiremem, herkese sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum.

Nurcan Yalçınkaya

HABERE YORUM KAT
UYARI:

Yorum yazarak topluluk şartlarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ogretmenlericin.com İnternet Sitesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.