Eğitim-İş’ten Andımız kararıyla ilgili MEB yöneticilerine suç duyurusu

Eğitim-İş sendikasından yapılan açıklamada “ANDIMIZ” KARARINI UYGULAMAYAN MEB YÖNETİCİLERİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK ifadelerine yer verildi.

Eğitim-İş’ten Andımız kararıyla ilgili MEB yöneticilerine suç duyurusu

Eğitim-İş’ten Andımız kararıyla ilgili MEB yöneticilerine suç duyurusu

Andımız konusu ile ilgili Eğitim-İş sendikası açıklama yaptı. Sendika açıklamasında Danıştay’ın Andımız kararını uygulamayan Milli Eğitim Bakanlığı yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi. Eğitim-İş merkez yönetim kurulu açıklamasında şikayet dilekçesine de yer verdi.

SENDİKADAN SUÇ DUYURUSU

Yargı kararını uygulamakla sorumlu olan Milli Eğitim Bakanlığı ilgili yetkilileri hakkında 23.11.2018 tarihinde Eğitim-İş tarafından TCK 257 “Görevi kötüye kullanma” suçu gerekçe gösterildi. Suç duyurusu dilekçesinde konu kısmında ise “Müvekkil Eğitim-İŞ Sendikasının açmış olduğu “ANDIMIZ’ın” kaldırılması uygulamasına yönelik iptal davasında, Danıştay 8.Dairesinin 2013/10506E. 2013/2318K. ile işlemin iptali yönündeki yargı kararını uygulamayan Milli Eğitim Bakanlığı ilgili yetkilileri hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak kamu davası açılması talebi hakkındadır.” ifadelerine yer verildi.

CEZALANDIRILMALARI İSTENDİ

Eğitim-İş sendikasının suç duyurusunda sonuç ve istem kısmında ise “Yukarıda arz ve izah olunan nedenler ve savcılığınızca resen gözetilecek hususlar dikkate alınarak şüpheli/şüpheliler hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak cezalandırılmaları için kamu dava açılmasını saygılarımızla talep ederiz.” denildi ve MEB yöneticilerinin cezalandırılması için kamu davası açılması talep edildi.

AÇIKLAMALAR

Sendikanın suç duyurusu açıklamalar kısmında yer alan ifadeler;

  • 10.2013 tarih ve 28789 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesi ile okullarda “Öğrenci Andı” okutulması uygulaması Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kaldırılmıştır.
  • Söze konu bu uygulamanın kaldırılmasına yönelik düzenlemenin iptali amacıyla müvekkil Eğitim-İŞ Sendikası tarafından açılan davada Danıştay 8.Dairesi 24.04.2018 tarih ve 2013/10506E. 2013/2318K. sayılı kararı ile bu Öğrenci Andının uygulamadan kaldırılması düzenlemesinin hukuka aykırı olduğuna hükmederek uygulamanın kaldırılmasına yönelik yönetmelik maddesinin iptaline karar vermiştir.
  • Milli Eğitim Bakanlığı anılan karara karşı temyiz başvurusunu yapmış ve temyiz dilekçesinde mahkeme kararının idareye tebliğ tarihini 23.10.2018 tarihi olarak belirtmiştir.
  • İşbu suç duyurusunun yapıldığı tarih itibari ile de Milli Eğitim Bakanlığı, mahkeme kararının gereği olarak okullarda Öğrenci Andının okutulmasına yönelik herhangi bir işlem tesis ettiğini duyurmadığı gibi okullarda andımızın okutulmasına ilişkin fiilen bir uygulama da hayata geçirilmemiştir.
  • Bilindiği üzere Anayasanın 2. Maddesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir “Hukuk devleti” olarak tanımlanmış yine Anayasanın 138/4 hükmünde “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.“ denilmek suretiyle yargı kararlarının idare tarafından uygulanması zorunluluğuna açıkça yer verilmiştir. 

Bununla birlikte İdari Yargılama Usul Kanununun 28. Maddesinde ;

Kararların sonuçları;

Madde 28 – 1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.

şeklinde yer alan düzenleme ile mahkeme kararlarının hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak 30 günü geçemeyeceği açıkça ifade edilmiştir.

Bu husustaki yargı içtihatları da son derece açık olup hiçbir tartışmaya mahal vermemektedir.

“Anayasanın 138. Ve 2577 sayılı Kanunun 28.maddesinin 1.fıkrasında Hukuk Devleti İlkesine uygun bir düzenleme getirmiştir. Söze konu ilke karşında idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir kararı aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır. “(Anayasa Mahkemesinin 22.05.2013 gün ve 28705 sayılı kararı) 

“İdarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem ya da eylemde bulunmak zorunda olması, aynı zamanda Hukuk Devleti ilkesinin de bir gereğidir. Anayasanın 2.maddesinde yer alan bu ilke karşında idarenin mahkeme kararlarını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır.” (Danıştay 5.Dairesi 27.10.2010 tarih ve 2008/1385E. 2010/6441K. sayılı kararı)

Bu aşamada belirtmek gerekir ki işaret edilen davada Milli Eğitim Bakanlığınca temyiz yoluna başvurulmuş olması da kararın uygulanması zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. [1]Bu zorunluluk 2577 sayılı İYUK’ 52. Maddesinde;

Temyiz veya istinaf istemlerinde yürütmenin durdurulması;

Madde 52 – 1. (Değişik: 5/4/1990-3622/21 md.) Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş olması, hakim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz. Ancak, bu kararların teminat karşılığında yürütülmesinin durdurulmasına temyiz istemini incelemeye yetkili Danıştay dava dairesi, kurulu veya istinaf başvurusunu incelemeye yetkili bölge idare mahkemesince karar verilebilir. (Ek Cümle: 10/6/1994-4001/22 md.) Davanın reddine ilişkin kararlara karşı temyiz ya da istinaf yoluna başvurulması halinde, dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi 27 nci maddede öngörülen koşulun varlığına bağlıdır.

şekliyle yer almış olup, temyiz yoluna başvurulmuş olmasının yargı kararının uygulanması mecburiyetini ortadan kaldırmayacağı açıkça ifade edilmiştir. Anılan husus Bakanlığın da malumu olup nitekim temyiz dilekçelerinde yürütmenin durdurulması talebinde de bulunmuştur.Halihazırda temyiz mercii de dosyada yürütmenin durdurulması yönünde bir karar tebliğ etmiş de değildir.

Sonuç olarak Milli Eğitim Bakanlığı kendisine 23.10.2018 tarihinde tebliğ edilen kararı 30 gün içerisinde uygulamamış olup, Anayasa ve işaret edilen kanun hükümlerinde yer alan mahkeme kararlarının yerine getirilmesi zorunluluğuna riayet etmemiş ve kamunun zararına neden olunmuştur.

Mahkeme kararlarının gereği gibi uygulanmamasının ise Türk Ceza Kanununun 257. Maddesinde;

Görevi kötüye kullanma (1)

Madde 257- (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 

şeklinde tanımlanan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı açıktır.  Yargıtay’ın da çok sayıdaki içtihadında bu durum açıklanmış olup, mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi halinde bu suçun oluşacağına işaret etmiştir. 

“Gözardı edilemeyecek bir diğer husus, anılan suçun, “mahkeme kararlarını yerine getirmeme, geciktirme ya da şeklen uygulandığı izlenimi yaratılarak etkisiz hale dönüştürme” suretiyle işlendiği hallerde “memurun amaç veya saikinin” önem taşımayacağı keyfiyetidir. Unutulmamalıdır ki, mahkeme kararları, yasal yöntemi ile ortadan kalkmadıkça hukukun gerçeğini belgeleyen hükümler olarak uygulanması zorunlu yaptırım gücüne sahip belgelerdir. Bu yaptırım gücünün, herhangi bir saike dayanılarak ve dayanılan saikin haklılığı ileri sürülerek etkisiz hale sokulması ya da zafiyete uğratılması asla kabul görmemelidir.”(Yargıtay Ceza Genel KuruluE. 2006/4-196K. 2006/204T. 3.10.2006)

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM

Rüzgarı Dinleyen Çocuk