Bütün Karneler Sizin Olsun, Bana Hayatımı Verin

Tülay Gazalcı’nın yeni yazısı; Bütün Karneler Sizin Olsun, Bana Hayatımı Verin!

Bütün Karneler Sizin Olsun, Bana Hayatımı Verin

Bütün Karneler Sizin Olsun, Bana Hayatımı Verin

Öğrenciler; yoğun yorucu ve dolu dolu kafa karışıklığı ile geçen bir eğitim öğretim dönemini daha tamamlamak üzereler. Bu hafta televizyon ekranlarından, köşe yazarlarından ve eğitim uzmanlarından karne üzerine uyarılar sıralanacak bir bir. Öğrencilere zayıf notları sebebiyle baskı yapmayın, çocuğunuzun ve başarısızlık nedenlerini doğru anlamaya çalışın mesajları verilecek.  Keşmekeş olmuş eğitim sistemi içinde boğulmaları yetmezmiş gibi, bir de karne baskısı bence acımasızlık olur evlatlara.

Neden mi? Çünkü artık sınıfta kalmak yok. Öğrenciye hak ettiği notu veren öğretmen İN, şişirme not veren AUT. Bu nedenle devlet okullarından daha çok itibar edilen, özel okullar da hayatımızda yerini fazlaca aldığına göre, artık karne gibi bir derdimiz de kalmadı. Bir de işin farklı bir tarafı var.  Türkiye’ de üniversite sayısı hızla artarken, işsizlik oranı da artmaya devam ediyor. Üniversite bitirmiş olmak, artık meslek sahibi olmayı garantilemiyor ne yazık ki. Ya da okuduğumuz bölüm ile hiç ilgisi olmayan, kıyısından bucağından anlamadığınız başka bir mesleğin içinde buluyoruz kendimizi. İşsiz kalmak yerine, anlamadığı işi yapmak zorunda kalıyor birçoğumuz. Bilmediği işi yapmak zorunda bırakılan yüzlerce mutsuz insan. Peki, ülke adına getirisi var mı bu durumun?  İçinden çıkılmaz hale gelmiş, insan hayatına dokunmadan sadece evrak üzerinde gerçekleşen işe yaramayan, bir yığın iş çıkıyor ortaya.

Ninnilerle büyütülen evlatların, emek emek, ilmek ilmek dokunuyor hayatları. Anne babanın saçına ak yüzüne tebessüm, umuduna ışık oluyor evlat. Bin bir hayalin merkezi, en akıllı, en zeki, en muhteşem varlık. Öyleyse doktor, mühendis. Öğretmen, avukat…  olmalı dır. Okul çağına ulaşan evlat, yaşamının en umutlu, en hayal dolu, en idealist, en beklentili yıllarını kazır okul sıralarına. Anaokulu üç yıl, ilk ve ortaokul sekiz yıl, ardından lise ve üniversite dokuz yıl. Yaklaşık ömrünün yirmi yılını eğitime adar. Eğitim yaşı ile birlikte, hayalleri de büyür. Üniversite biterken, yıllardır hayali kurulan mesleği elde etmeye az kalmıştır. Ama bunca yıl okumuş olmak, yüzlerce sınava girip üniversite diploması almış olmak yeterli görülmez. Asıl başarıyı kanıtlayacak olan KPSS sınavıdır. Uykuları bölük geceler de sonuç beklenir.

Cennet YİĞİT Resim öğretmeni olacaktır, atanamaz polis olur. 15 Temmuz darbesinde şehit.

Musa YÜCE İngilizce öğretmeni olacaktır, atanamaz askeriye de teğmen olur. Helikopteri düşer, şehit.

Hasan ASLAN ataması yapılmayınca, polis olur. İçinde olduğu zırhlı araca saldırı düzenlenir, o da şehit.

Aybüke Müzik öğretmenliği okur, atanır öğretmen olur. Görevinin 7. ayında batman da çıkan çatışma da, şehit.

Necmettin YILMAZ sınıf öğretmeni olur. Teröristler tarafından yakılarak öldürülür.

Kamil, atanamaz. Öğretmen olamayınca hademe olur. Biri çaycı, bir diğeri çoban. Kaldırıma taş döşeyeni de, market stantlarına ürün sıralayanı da, bardakta mısır satanı da…

Üniversite mezunu olup da, mutlu vatandaş olamamış, hatta farklı nedenlerle şehit düşmüş evlatlara şahit olan bir eğitimci ve bir vatandaş olarak, asıl karneyi bu gidişatın sorumlularına verelim diyorum.

Tülay GAZALCI
EĞİTİMCİ YAZAR

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM

Bu Vücut Benim