Bütün suç gedeolu gıdalarda!

Eğitimci Yazar Tülay Gazalcı’nın bu haftaki yazısı; Bütün suç gedeolu gıdalarda!

Bütün suç gedeolu gıdalarda!

Bütün suç gedeolu gıdalarda!

Son derece tuhaf bir ortamı soluyoruz. Toplum üçe beşe bölündü. Kimsenin kimseye güveni kalmadı. Ne evlerde ne de iş yerlerinde huzur yok. İnanç noktasında dahi ciddi sıkıntılarımız var. Kendimizi hiçbir konuda güvende hissetmiyoruz.  Şiddet, artık olmazsa olmazımız. Gündem haberlerimizin başında yer alıyor. Eğitim saçma sapan bir hal aldı. Sağlık sektörü iyice sağlığını kaybetti. Adalet, ülkemizden çoooook uzaklara gitti. Aile kavramı hayatın zorluklarına yenik düştü. Boşanmalar sonucunda hayatta başıboş kalan evlatlar çoğaldı. Kurumların çoğu özelleşti. Buna karşılık insanlık tüm özelliğini kaybetti. Şehit haberleri askerliğin kaderi gibi algılanır oldu. En çok ben vatanseverim kimliğine büründü herkes. Lakin vatanını en çok sevenin, hakkıyla çalışarak memlekete hizmet etmek olduğu unutuldu.

Önceleri fısıltılarla konuşulan sorunlar sıkıntılar artık kabına sığmaz oldu. Bağıra çağıra söylendiği halde, ne ilginçtir ki kulakların duyup aklın idrak ettiğini, gönüller duymaz oldu. Yapılan baskılardan mı, gereksiz korkular dan dan mı, yoksaaaa bazılarımızın ağır basan çıkarlarından mı bilinmez ama görmedim duymadım bilmiyorum demek marifet oldu. Ülke insanının hali ruh iyesi ne kendini ne de ülkeyi kurtarmaya çokta elverişli değil. Durum böyle olunca, 24 Haziran seçimlerine şartlandık. Hem bizlerin hem de bizlerden sonra gelecek kuşakların hayatlarında etki edecek kritik seçimlerden biri. Ülkenin kurtuluşu olarak bakıyoruz bu seçime. Belli ki kurtulmamız gereken çokça zorluklarımız var…

Ülkemizin en büyük sorunlarından biri işsizlik ve acilen çözülmesi gerekiyor. Benim dikkat çekmek istediğim konu, bu seçimde ilk kez oy kullanacak olan 4 milyon 800 bin genç seçmen.  Anne ve babalarından daha eğitimliler. Günümüz gençleri için tek kaynak anne- baba veya mahalli değerler değil. Okul arkadaşlıkları, Okumuş oldukları okullar, internet ve uluslar arası öğrenci değişim programları gençlerin farklı bilinç ve davranışlarla tanışmasını kaynaşmasını ve gelişmesini sağlıyor. Mukayese ediyor ve sorguluyorlar. Özgürlük, analitik düşünce ve birey olma gibi değerler kazanıyorlar. Birçok anne -baba çocuğunu bir yetişkin veya ülke adına kararlar alabilecek konumda göremese de siyasi partiler bu durumu çoktan ele almış ve hedeflerini gençler üzerinden inşa ediyorlar. Örneğin Belediyeler, özellikle seçim süreçleri öncesinde liselerde şapka tişört dağıtmakta, tarihi önem arz eden yerlere geziler düzenlemektedirler. Bu davranışı Meb yapıyor olsa, öğrenci merkezli ve eğitim amaçlı olduğu söylenebilirdi. Bu tür çalışmaları belediyelerin yapıyor olması, siyaset yatırımı olduğunun göstergesidir. Gençlerin işsizlik, değersizlik, belirsizlik gibi unsurlardan kaynaklanan endişeleri ve güvene duydukları ihtiyaç her geçen yıl artmaktadır Fizyolojik ihtiyaçlar başta olmak üzere; güvenlik, sosyal, değer görme ve en nihayetinde kendilerini gerçekleştirme ihtiyaçlarının karşılanamadığını düşünüyorlar. Yani gençler eli kolu bağlı oturup rızkının sadece Allah’tan gelmeyeceğini biliyor. Aklını ve yeteneklerini kullanarak bir de devlet desteği ile hem ülkesini hem de hayatını kalkındırabileceğinin farkında.

Gençlerin yeni sabahlara güvenle uyanabilmeleri için bir amaca ihtiyaçları var.  Bu amaca erişmek için vereceği mücadelede, ülkenin tüm kurumları ve yasalarıyla güvence altına alındığını bilmeye, emeğin gücüne ve değerine inanmaya ihtiyacı var. Bunun sağlanmamasından kaynaklı her yıl umutsuz, işsiz ve mutsuz gençler artmaktadır. Birde bu gençler üniversite mezunu, dil bilen donanımlı gençler olunca, hem ülke hem de bu gençler adına üzülmemek elde değil. Bizimki sadece üzülmek mi, bir de arkasına sığındığımız büyük bir bahanemiz var. ‘’GEDEO’ lu gıdalar insanımızın huyunu suyunu bozuyor’’.  Asıl sorun; sadece yılların değişip kafaların kahvehane kültüründe kalmış olması olamaz öyle değil mi? Yâda sürekli gelişen teknolojiyi ve aklımızı kullanmak yerine, sadece iman gücü ile başarıya ulaşma sevdamız da değildir. Akıl dururken, hataları mideye yüklemek olsa olsa, çığır açmak yerine, oturup bizim gibi kendi yazdığı efsanelere inanmayı tercih eden GEDEO mağdurlarının işidir. Biz yetişkinler mağdur edebiyatı ile hatalarımızı örte duralım,  gençlerimiz kurtuluşu ülkeyi terk etmekte arıyor…

Tülay GAZALCI
EĞİTİMCİ YAZAR

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM

Bu Vücut Benim