Büyük Sevmek Bizim İşimiz

Büyük Sevmek Bizim İşimiz Duygusal milletiz biz. Mantığımızdan önce gelir duygular. Coşkun sevinen, coşkun üzülen, coşmalara doyamayan insanlarız. Öyle coşar ki duygularımız, mantık karşı durmaya korkar adeta. Bilir ki yeri ve zamanı değildir devreye girmenin, çünkü bütün devreler yanmıştır zaten… -Dinlediğimiz müziği son ses açmayı severiz, öyle ki etrafımızı duymak en son isteğimizdir. -Maçlarda derinden […]

Büyük Sevmek Bizim İşimiz

Büyük Sevmek Bizim İşimiz

Duygusal milletiz biz. Mantığımızdan önce gelir duygular. Coşkun sevinen, coşkun üzülen, coşmalara doyamayan insanlarız. Öyle coşar ki duygularımız, mantık karşı durmaya korkar adeta. Bilir ki yeri ve zamanı değildir devreye girmenin, çünkü bütün devreler yanmıştır zaten…

-Dinlediğimiz müziği son ses açmayı severiz, öyle ki etrafımızı duymak en son isteğimizdir.

-Maçlarda derinden bağırmayı severiz, öyle ki alkışlarımızdan ziyade argolarımız inletmelidir ortamı.

-Düğünlerde sayısız mermiler uçuşmalıdır havada, öyle ki namludan çıkan kurşunun deyebileceği canın, hiçbir kıymeti yoktur bizim coşmuşluğumuzun yanında.

-Abartılı evlilik tekliflerini severiz mesela, gösterişli düğünleri de. Öyle ki paraşütten atlarız, uçaklardan pankartlar açar, suya kuma bulduğumuz her yere yazarız aşkımızı. Çok büyük severiz, işler yolunda gitmeyince çok büyük nefretlerde oluşabilir. Sevdiğimizin adını onu sokak ortasında öldürerek soğuk taşa yazmakta vardır bizim coşkunluklarımız arasında, bunların hepsi hep çok sevmektendir…

-Evlat sahibi olmak başlı başına çok kıymetli çok büyük bir konudur. Ama biz yeryüzündeki tek evlat bizimmişçesine konuyu daha da büyütmeyi severiz. Öyle ki, evlatta kendini tek özel zannederek bütün hayatın hep aynı tondan çalacağını düşünerek yaşar. Haliyle mutsuz bir birey olması da kaçınılmaz sondur.

-Büyük yaşamayı severiz. Cebimizdeki telefonlar, bindiğimiz arabalar, yaşadığımız evler, konuştuğumuz laflar da dâhil hep büyük olmalıdır. Öyle ki karakterimizin küçüklüğü bu büyüklükler ile büyür zanneder bazılarımız…

-İyi niyetli bir milletiz ve iyilik yapmayı da çok severiz. Hepimiz de biliriz aslında, yapılan iyiliklerin de ibadetlerinde gizli kalınca daha kıymetli olduğunu ama bazılarımız da varkiiiiii bu konuyu da çok büyük yaşamayı sever. Öyle ki, varsa yapılan bir iyilik ya da gerçekleşen bir ibadet, davulcu tutup da  ‘ Ey ahali… ‘ demediği kalır.

-Milli ve manevi bayramlarımız, anma ve kutlama günlerimiz var bizim. Öylesine Millidir ki bu günler, günü gününe yaşar, bütün bir yıl Avrupalı sadece o günlerde Türklük damarından kanımız akar bizim.

-Futbol takımı gibi siyasi parti taraftarı olmakta büyük sevmelerimizin arasındadır. Gözümüz kulağımız kapalı sınırsız destek veririz. Öyle ki, yıllardır kabul görmüş doğrularımıza ters düşse de, tarihi hatalara imza asta da, yaşamları alt üst edip, söylemleri ile yaptıkları birbirini tutmasa da…

-Elimizdekinin kıymetini bilip, daha da elde etmek yerine, Kaybedip haykırmayı seviyoruz. Doğru söyleyeni hayatta iken değil, öldükten sonra daha doğru kabul ediyoruz. Yaşarken doğrularına destek olmak yerine, kaybettikten sonra heykelini dikmeyi, sözlerini slogan yapmayı seviyoruz biz.

-En çok aldatanı, en güvenilmez olanı, en çok acı çektireni, bizim acılarımızdan beslenip yüzümüze güleni, acı gerçekleri bize tatlı göstereni, en arsız en aymaz olanı, EN BÜYÜK YALANLARI en güzel yutturabileni, gözümüzün içine baka baka evlatlarımızın geleceği üzerinden nemalanıp hüküm süreni, en çok bağıranı çağıranı, hep çok seviyoruz biz. Her şey olup bitip de, elimizde kocaman acılar kalınca, o bir türlü algılamak istemediğimiz mantık çıkageliyor korkup saklandığı yerden ama artık ne fayda. Çıkış yolumuz herkesçe sabit, ‘’Hayırlısı Olsun deyip ‘’ biz yine sevmeye devam !!!

Tülay GAZALCI
Türk Eğitim-Sen Denizli Şubesi
Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM