Haydi gelin hep beraber BİR DÜŞÜNELİM

Haydi gelin hep beraber BİR DÜŞÜNELİM Biliyorum, zor bir davranış düşünmek. ‘’Düşünüp de ne yapacağız ki ‘’ diyenlerin bunca çoğunluk olduğu günlerde ve de bu kavram bu kadar suçlu iken.  Düşüneceğim, idrak edeceğim, anladığımı anlatacağım, anlattıkça farkındalık oluşacak, farkındalık oluştukça yapılan doğru ve yanlışlar netlik kazanacak ve yanlışlara tepki gösteren, düşünüp sorgulayabilen, akıllara zarar insanlar […]

Haydi gelin hep beraber BİR DÜŞÜNELİM

Haydi gelin hep beraber BİR DÜŞÜNELİM

Biliyorum, zor bir davranış düşünmek. ‘’Düşünüp de ne yapacağız ki ‘’ diyenlerin bunca çoğunluk olduğu günlerde ve de bu kavram bu kadar suçlu iken.  Düşüneceğim, idrak edeceğim, anladığımı anlatacağım, anlattıkça farkındalık oluşacak, farkındalık oluştukça yapılan doğru ve yanlışlar netlik kazanacak ve yanlışlara tepki gösteren, düşünüp sorgulayabilen, akıllara zarar insanlar artacak…

Bir sabah kahvaltıda eşim ile sohbet halindeyken,  ‘’Ben çocukken, evimize nüfus müdürlüğünden memur gelirdi dedi. Hanede yaşayanlar ile ilgili bir takım evraklar doldurur giderdi. Evimize gelen memura inanılmaz bir saygı bir hürmet gösterilirdi. Hatta babam ‘ Hanım memur beye bir kahve yap’, diyerek devletinin memuruna verdiği kıymeti sergilerdi bir anlamda. Evimize gelen belki sıradan bir memurdu ama devleti temsil ettiği için saygıya değerdi. Çünkü o yıllarda milletin devletine saygısı vardı, çünkü o zamanlar devlet vardı ‘’…Eşim bunları anlatırken, birden aklımdan kalem kalem geçmeye başladı, devletin gücünü kullanarak, devletin memuruna yapılan onca ayıp, onca edep sınırlarını aşan uygulamalar. Her ne kadar bazı yaşanılanları unutmak istesem de, eğitimci olmamdan ileri geliyor sanırım, ne mümkün unutmak.

Eğitim ortamlarında başlayan memur katliamı, Sağlık, Askeri ve Emniyet mensubu çalışanları ile devam etti. Her kurumun bakanlığı kendi içinde şikâyet hatları açtırdı. Kurum içinde yaşanan çalışanların sorunları çözüm beklerken, birde üzerine çalışanlara yapılan şikâyet hattı baskısı eklendi. Üstelik bu şikâyet hatları, şikâyetçi olan kişinin kimlik bilgisine yer vermediği için önüne gelen, kurumlarda görev yapan memurlar hakkında asıllı asılsız şikâyetlerde bulunmakta gecikmedi.  Bir düşünün çalıştığınız kurumda amiriniz tarafından yediğiniz mobbingin üzerine, birde sağdan soldan kişilerin yaptığı şikâyetlerle uğraştığınızı. Sonuçta gelinen duruma baktığımızda, iş verimi düşen, çalıştığı kuruma güveni kalmamış, psikolojik baskı altında sorunlara boğulmuş çalışanlar görüyoruz. Kurumların başındaki bakanlarımızın çoğu, bakanlığını üstlendiği kurumun içinden gelmediği için, kuruma ve topluma faydalı olamadığı gibi içten içe yıpratmaktadır. Birde eğitim ve insani seviyesi tam bir karmaşa olan kurumun dışından insanlara, o kurum çalışanını şikâyet hakkı verirseniz ebetteki işleri içinden çıkılmaz hale getirirsiniz. Kurum içinde iş liyakati taşımayan, görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen çalışanlara uygulanacak tutum ve kurallar bellidir. Kurum işleyişini ve o kurumda çalışan kişileri dışarıdan gelecek her türlü saldırıya ve şikâyete açmak, kurum ve kurum çalışanları adına tam bir felakettir. Her gün haberlerde iş yerinde hastası veya hasta yakını tarafından saldırıya uğramış doktor ve sağlık çalışanlarını. Okullarda veli ve öğrenci tarafından sözlü veya bedensel saldırıya maruz kalmış öğretmen ve idarecileri. Toplum güvenliği adına sokaklardaki olaylara müdahale ederken hayatını kaybeden saldırıya uğrayan polisleri görmek bu toplum için kangıren hali almış sorunlardandır. Eğitim seviyesinin diploma derecesini yükseltmek ile olmadığını toplum olarak zannederim ki yeterince anladık. Devletin memurunu oturduğu yerden para kazanan kişiler olarak topluma lanse ederseniz, ya da bu şekilde söylemlere itibar ederseniz, sadece çalışanların değil kurumlarında toplum önünde itibar kaybına sebebiyet verirsiniz. İş ortamlarında ki ve toplumdaki sorunları sağdan soldan gelecek ispiyonlama takdiğiyle çözmeye çalışırsanız, bu toplumun çivisi çıkar, ayarlar tutmaz olur.  Türkiye sadece kurumlardaki itibar kaybı ile yetinmeyip, tarihi, sosyal ve kültürel itibar kaybındadır.

‘’Bir millet baraj ve fabrika ile değil, daha önce milli ruh ve ülkü ile kalkınır. Mânen çökmüş bir millete endüstri tesisleri yapmak, ölüye balo elbisesi giydirmeye benzer’’ der Nihal ATSIZ. Yani bir ülkenin itibarını sadece yaptığınız yollarla, diktiğiniz gökdelenlerle kurtaramazsınız. Ancak ve ancak insani onurunu ve karakterini kaybetmemiş, oturduğu makamın hakkını veren, milli değerleri şahsi menfaatlerinin üzerinde tutabilen kişilerle mümkündür.

           Tülay GAZALCI
Türk Eğitim-Sen Denizli Şubesi
Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri

Sosyal Medyada Paylaşın:

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM