Meslekten ihraç kararları alınırken dikkat edilmesi gereken hususlar

Meslekten ihraç kararları alınırken dikkat edilmesi gereken hususlar Kamudan ihraçlarda dikkate alınması gereken hususlara değinmek için kaleme almış olduğum bu yazı böyle bir mücadele verilirken hata payını sıfıra indirmeyi vaad etmemekle birlikte oluşacak olan hasarın en aza nasıl indirilebileceğine yönelik kişisel fikirlerimi ihtiva etmektedir. Her toplumun kendi fikir ve yaşayış tarzına göre benimsemiş olduğu bazı […]

Meslekten ihraç kararları alınırken dikkat edilmesi gereken hususlar

Meslekten ihraç kararları alınırken dikkat edilmesi gereken hususlar

Kamudan ihraçlarda dikkate alınması gereken hususlara değinmek için kaleme almış olduğum bu yazı böyle bir mücadele verilirken hata payını sıfıra indirmeyi vaad etmemekle birlikte oluşacak olan hasarın en aza nasıl indirilebileceğine yönelik kişisel fikirlerimi ihtiva etmektedir.

Her toplumun kendi fikir ve yaşayış tarzına göre benimsemiş olduğu bazı sivil toplum kuruluşları mevcuttur. Bunlar vakıf, dernek, sendika, parti, cemaat vs. şeklinde vücut bulmaya ve varlıklarını düşünce birliğine girdiği kişilerle anayasal çerçevede sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bunlardan toplum için yararlı olanları olduğu gibi art niyetli kişilerce toplumun belirli kesimlerini yanlış yönlendirmek suretiyle, çıkarları doğrultusunda yanlış iş ve işlemlere imza atanları da bulunabilir. Bu iş ve işlemlerin denetim mekanizması da anayasal çerçevede hukuk ile mümkündür.

%99’u Müslüman olduğu kabul edilen ülkemizde de dini ritüeller çerçevesinde bazı grup, dernek, vakıf ve cemaat müesseselerinin oluşması da kaçınılmaz bir gerçektir. Bu çerçevede faaliyet gösteren her grubun ise sempatizanları ve taraftarları olması eşyanın tabiatıyla uyumlu bir sonuçtur. Hele ki böyle bir yapı, devletin geçmişten günümüze tüm siyasi aktörleri, akil ve aydın diyebileceğimiz kanaat önderleri ve medya tarafından desteklenmiş ve teşvik edilmişse toplum gözünde yanlış yapabileceği algısı hızla düştüğü için duyulan güvenin de aynı oranda artması kaçınılmazdır. Kimilerine göre otuz kimilerine göre kırk senedir varlığını sürdüren bu yapının cemaat olma ve ya terör örgütü olma aşamaları nasıl oluşmuştur. Dini hassasiyeti olan kesimlerin ve bu hassasiyetlerini bir grup ya da cemaat vasıtasıyla yaşayan kesimlerin ortak olarak faaliyette bulunduğu alanlar hemen hemen aynıdır. Dini sohbetler, kurban toplama, yurt ve okul yapma, çocukları okutmak amacıyla burs toplayıp yardıma muhtaç bu çocukların okutulmasına yönelik faaliyetler, bunlardan bazılarıdır. Bunların ne zaman ve hangi şartlarda nasıl faaliyet yürütebilecekleri ise devletin çalışma alanı olup bu konuda olması gerekeni devletin belirli kurallar çevresinde belirlemesi gerektiği kanaatindeyim.

Ülke olarak en zor dönemlerden bir tanesine tanıklık ettiğimiz şu günlerde binlerce kişinin bahsettiğim faaliyetler neticesinde tutuklanması, mal varlığına el konulması, açığa alınması ve ihraç edilmesi hangi faaliyetlerinden dolayı yapılmaktadır. Yukarıda da belirtmiş olduğum gibi tüm dini cemaatlerin ortak olarak yürüttükleri faaliyetler neticesinde bu gün binlerce insan terör örgütüne üye olmaktan dolayı ya tutuklu ya açığa alındı ya ihraç oldu ya da mal varlıklarına el konuldu. Tabii burada art niyetli olarak devletin terör örgütü olarak ilan ettiği bir yapıya bilerek ve isteyerek 17-25 aralıktan sonra da irtabatını, yardımını ve desteğini sürdürenleri daha doğrusu suç teşkil edecek şekilde hareket edenleri ayırıyorum. Peki şuan bunu yapan diğer cemaatler ve üyelerinin durumları nasıl ele alınmalıdır. Terör örgütü mü değil mi? İlerde mi olur yoksa şimdi mi? Gibi soruların sorulması da yapılan uygulamalar neticesinde doğal bir hal almıştır. Peki böyle bir mücadeleyi verirken her şey güllük gülistanlık mı olacak? Tabi ki de hayır. Suçlu ve suçsuzların tespiti, bu tespiti yapanların niyeti, liyakatı, bilgisi ve en önemlisi de olağan üstü şartlarda hukuka uygun hareket edilip edilmediği gibi sorular zamanında ve doğru kişilere sorulduğu takdirde bu mücadelede oluşacak toplumsal zararın en aza indirilebileceği kanaatindeyim.

Devletimizin de en başından beri miladımız 17-25 Aralık demelerindeki kasıt toplum nezdinde bu dönemden önce kabul görmüş ve faaliyetleriyle toplumun her kesimi tarafından bir yönüyle takdir edilmiş bir yapının, inananı ve faaliyetleri doğrultusunda doğru yolda olduğu düşüncesiyle hareket edenleri çok olduğu için bu kişilerin de suçlu ya da suçsuz gösterilmesinde bu çizginin çok net bir şekilde çekilmesi gerekir. Çizginin öncesinde kalanların soruşturulması ve yanlışlarının tespiti, verilen mücadelede ne kadar önemliyse çizginin sonrasında yer alan kişilerin de  fiil ve eylemlerine göre masumiyetlerinin ispatlanması ve itibar suikasçileri tarafından yapılacak olan saldırılar sonucunda toplumun gözünde düşeceği durum da hesaba katılarak bu saldırılardan uzak tutulması ve itibarının korunması da devlet nezdinde bir o kadar önem arz etmesi gerekmektedir.

Bu mücadele verilirken öncelikle neyin suç neyin suç olmadığı tespit edilmeli ve yapılan fiilin tarihi ve kamuya olan zararına yönelik bir çalışma yapılması bu çalışmayı yapacak kişilerin doğru tespit edilmesi mücadelenin daha en başından sağlık bir adım atılmasına vesile olacağı gibi; durumun içinden çıkılmaz karmaşıklığı da adeta zihin okuyan bir makinenin icadının daha kolay yapılabileceği algısını oluşturmaktadır. Hal böyle iken halk arasında pire için yorgan yakmak tabiri bu dönemde özelikle masum olduğunu düşünen zihinlerde sıkça dolaşmaktadır. Doğru ve yanlışın ayrımı yapılırken doğruyu bulmaya yönelik bir takım uygulamalar mağdurların sayısını giderek artırabileceği gibi toplum nezdinde verilen mücadelenin sulandırılması tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Bir yanlışı tespit etmek için on doğrunun silinmesi de verilecek olan mücadeleyi daha en başından faydasız kılmaktadır. Çünkü adalet duygusu ve devlete olan güvenin azalması demek, ilerde oluşabilecek toplumsal kırılmaların ve çatışmaların fitilinin daha şimdiden ateşlenmesi anlamına gelmektedir.


Peki ihraçlarda hangi hususlara dikkat edilmesi gerekir ki en az zararla ülkemiz bu süreci atlatabilsin?

  1. Milat tartışmaları taraflar arasında sıkça yapılan ve sonunda kimsenin tatmin olmadığı bir tartışmadır. Şunu özellikle belirtmem gerekir ki suçun miladı olmaz peki suç nedir? Bir kimsenin soru çalması ve sonrasında bu sorularla memur olması herhangi bir cemaate mensubiyetine bakılmaksızın suçtur ve cezası tespit edildiği anda yasalar çerçevesinde uygulanmalıdır. Ve böyle bir suçun işlenmesi karşısında herkesin ortak görüşü herhangi bir milada gerek duyulmadığıdır. Yani belirtildiği gibi kanunun suç saydığı her türlü fiil ve davranış hangi tarihte yapılırsa yapılsın milat tartışmalarının dışında tutulması gerekmektedir.
  2. Kanunlarımızın izin verdiği ölçüde kuruluşunu tamamlamış müesseselerin faaliyetleri doğrultusunda eylemde bulunan kişilerin, ülkemiz gerçekleri de dikkate alındığında en ağır ifadeyle terör örgütüne üye olmakla suçlanması, ileri ki yıllarda yine faaliyetlerini yasal bir şekilde devam ettiren başka kurum ve kuruluşlara olan güvenin de en temelden sarsılacağı tespitinde bulunmak sanırım çok doğru olacaktır. Yasal olan bu kuruluşların faaliyetine katılan kişiler içerisinde elbette yasa dışı illegal işler içinde olan yani suça bulaşmış kişiler olabilir; ancak bu durum aynı kuruma bağlı ve herhangi bir suça bulaşmamış kişileri de suçlu konuma düşürmemesi gerekir. Örneğin banka, sendika, gazete vs. bu yapıya yakınlığı ile bilinen kurumlarla iş yaptığı gerekçesiyle bir kişiyi en ağır ceza olan terör örgütü ile irtibatlandırmak ne hakka ne de hukuka sığar. Belki de bir yönüyle terör örgütüne mensup olan kişilerin bulunmasına yönelik çalışmalarda bu kurum ve kuruluşlar yol gösterebilir; ancak doğrudan terör örgütünün üyelerini belirlemede hiçte insaflı olmayan bir yöntem olması bakımından toplumun ortak hafızasına kazınacaktır. Peki nasıl bileceğiz kişilerin bu örgüte üye olduğunu? Ülkemizde isimleri alfabenin değişik harfleriyle temsil edilen bir sürü terör örgütü var. Bu örgüte mensup kişilerin örneğin bir pkk mensubunun tespitinde hangi bankaya para yatırdığına, hangi okula çocuk gönderdiğine, hangi sendikaya üye olduğuna bakılmadığını ve bakılan hususlarında ancak ve ancak yöntem olarak kullanıldığını görmekteyiz. Örneğin bir örgüt mensubu kırmızı bültenle aranan başka bir terör örgütüne banka aracılığı ile para aktardığı tespit edilirse o banka amaç olmaktan çıkar ve araç olur. Bu ve bu gibi nedenlerle bu yasal kurumlar amaç değil sadece araç olabilirler.
  3. Soruşturmalar neticesinde insanların bu yapı ile irtibat ve iltisak olma durumlarına göre birkaç kola ayrıldıkları görülmektedir.

A-Cemaat duygusuyla gönül verenler,

Bu madde de kendi içinde ikiye ayrılıyor

  • 17-25 aralık tan sonra bu duygu ile değil gerçekleri görüp ona göre bu yapı ile olan bağını koparanlar,
  • Bunca yıllık bir cemaatin yanlış yapabileceğini düşünemeyen daha doğrusu kabullenemeyen yine ibadet kısmında yer alan suça bulaşmayan kimseler.

Önce bu iki ayrımı inceleyelim.  17-25 aralık sürecinden önce bu yapıya ibadet hissiyle gönül veren maddi veya manevi destek veren kesim ki bu kesimin içinde şu an bu yapıyla mücadele içinde olan devlet büyükleri de dahil olmak üzere toplumun önde gelen bir çok kesimi mevcuttur. Çünkü bu yapının faaliyetleri doğrultusunda icra edilen hiçbir faaliyette bazı başka cemaat mensupları hariç kimse beis görmüyordu. Örneğin bir Türkçe olimpiyatlarını düşünün. En muhalif kanalda bile bu olimpiyatlara katılan çocuklar kendilerine yer bulabilirken, kimse böyle bir şeyin altında kötülük yatabileceğini ve illegal işler yapılabileceğini düşünemiyordu. Öyle ya istiklal marşı okunuyor, bizim horonumuzla zeybeğimizle halayımızla gösteri yapılıyor. Ve siyasi görüş ayırt etmeksizin herkes bu gösterilere muazzam ilgi gösteriyordu. Ve hatta devlet eliyle bu olimpiyatlar 1 tl nin arka yüzeyine basılıyordu. 17-25 aralık sürecinden sonra gerçekle yüzleşen bu topluluk o tarihlerden sonra artık bu yapıyla alakalı en azından iyi niyet göstergelerini askıya alıyorlardı. Ve sonrasında bu duygularını tamamen kaybedeceklerdi. Bu duyguların kaybolmasındaki gerekçe ise geçtiğimiz 4 yıllık süreçte gerçekleşen olağan dışı olaylardır. Bu kesim 17-25 aralıktan sonra hiçbir şekilde bu yapıyla uzaktan yakından irtibat kurmayan, bankaya para yatırmayan, sendikalarına üye olmayan gazetelerine vs üye olmayan, sohbet ve toplantılarına katılmayan bir kesim haline dönüşmüştür. Ancak soruşturmalarda gelinen nokta o ki acaba bu kripto olabilir mi diye bu kesimin dahi sorgulandığını, rahatlıkla ihraç edildiğini, tutuklandığını görmekteyiz.

Diğer grup ise 17-25 aralıktan sonra yine bu yapıya ibadet hissiyatıyla yaklaşan kesim ki bu kesim diğer kesime göre azınlıkta kalmış, belki de yine aynı yapının yönlendirmeleri çerçevesinde gerçekleri görmelerinin önü kapanmıştır. Bu kesimden bazıları yapının talimatıyla adı geçen bankaya para yatırmış. Gazete aboneliklerini sürdürmüş hatta kendi adlarına birkaç üyelik gerçekleştirmiş, bazıları bilinçli olarak artık bu yapının resmi bir üyesi olmayı gayri resmi üyesi olmanın önüne geçirerek sendikalarına üye olmuştur. Burada arkadaş veya yönetici hatırıyla üye olanları tenzih ediyorum. Çünkü hepimiz sendikacılık faaliyetinin nasıl yürütüldüğünü biliyoruz. Örnek; sendikacılık faaliyetlerinin çokta bilinmediği bir dönemde aşırı sağcı olan bir arkadaşım vardı başka bir sağcı arkadaşı sendikadan para alınıyormuş deyip kendilerine bir sendika seçmişler aradan geçen 5 ayın sonunda aşırı sol bir sendika olduğunu öğrenen arkadaşlarım arkalarına bile bakmadan kaçışmışlar. Bence işin bu boyutu dahi çok dikkatli irdelenmeli ki gerçekten burada bile sorgulanması doğru yapılmayan kişilerle karşılaşıyoruz.

B-Cemaat hissiyatıyla birlikte gizli bir gücü arkasında barındırmak gibi gayeleri kendisine edinen ve kendini belli etmeden hareket eden kesim. Özellikle devletin üzerinde durması ve mücadele etmesi gereken alanının burası olması gerekirken, bu kesimin ortaya çıkarılmasındaki zorluklar adli mercileri ister istemez diğer alanların üzerinden bu alanlara ulaşmaya yönlendirmektedir. Çünkü oralardan elde edilebilecek verilerle bu kripto denilen kesime ulaşılabileceği hasıl olmuştur. Bu kesimin kendilerini saklama hususundaki maharetleri ise gerçekten bu kesimle mücadele etmenin zorluğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Örneğin bir kaymakamın ifadesiyle bu yapıya mensup dershanelere gitmedikleri, gazete dergi aboneliği olmadıkları, banka kayıtlarının olmayışı, çocuklarını bu yapıya yakın olan okullara göndermedikleri görülmekle beraber baylock adıyla anılan programı kullandıkları ortaya çıkmaktadır. İşte tam burada da hukuken kuvvetli suç şüphesi sayabileceği bir veri elde edilmiş oluyor.

Tüm bu anlattıklarımdan yola çıkarak  ihraçlarda nasıl hareket edilmelidir.

1-Banka hesabı var mıdır? Var ise 17-25 aralıktan sonra yapılan işlemlerin niteliği nedir? Örneğin başımdan geçen yaşanmış bir olayı anlatayım evimi satarken anlaştığım kişinin hesabı Denizbank’ta imiş satış günü geldiğinde parayı çekmek üzere Denizbanka gittik ancak yetkililer parayı nakit olarak o gün veremeyeceklerini söylediler. Ve adıma bir hesap açarak yine benim belirleyeceğim bir tarihte verebileceklerini söylediler ve öyle de oldu adıma hesap açıldı ev için belirlenen tutar bu hesaba yatırıldı. 1 hafta sonrada paramı nakit olarak çektim ve hesabı kapattım. Şimdi evi sattığım kişi Bankasya da hesabı olsa ve bana yine böyle bir teklif yapılsa hiç düşünmeden evet deyip Bankasya hesabına toplu bir şekilde para yatırmışım gibi gösterilecekti. Böyle bir devirde de bunu birine anlatmam mümkün değil çünkü kimsenin kimseye inanmadığı bir dönemdeyiz. Allahtan adamın hesabı Denizbankta imiş. Bu örnekte de belirtildiği gibi yapılan işleme çok dikkat edilmeli. Örneğin kişinin 17-25 aralıktan önce bu yapıyla ilgili bir bağı yoksa ve sırf bankacılık faaliyeti adına bu parayı yatırmışsa bu da ortaya çıkarılmalı burada aranması gereken kriter kişinin bu yapıyla daha önceden ilişkisi olup olmadığı ve talimatla para yatırıp yatırmadığı ayrımının iyi yapılması gerekiyor. Burada para yatırmak suç değil bu yapının talimatıyla kişinin herhangi bir iş yapıp yapmayacağı test edilmiş oluyor ki. Bana kalırsa bu bile ihraç sebebi sayılmamalı bu kişiyi topluma kazandırmak adına geri planda bir göreve atamalı sonraki yıllardaki tutumuna göre yine görevine iade edilmeli çünkü bu yapı ile irtibatını sürdüren kesim bile gerçeği ancak 15 temmuzda görebilmiştir. Peki bu banka hesabını 17-25 aralıktan sonra hala açık bırakan kesim suçlu mudur. İnsanların banka hissiyatıyla yaklaşıp yaklaşmadığı hesap hareketlerinden anlaşılabiliyorken pasif hesabı olduğu için bunu 17-25 aralıktan sonra irtibatı devam ediyor diye nitelemek de yanlış olacaktır. Bir başka örnekte ise bazı kişilerde ömrü boyunca bir arada göremeyeceği kadar paranın 17-25 aralık sürecinden sonra hesabına yatırıldığı görülüyor. Bahsettiğim rakam kimilerinde 2 milyon dolar kimilerinde 4 milyon dolar şeklinde, işte burada bu paranın kaynağının araştırılması da yine emniyet birimlerine kalmış oluyor. Ve tespit edilecek illegal bir işlemde bu da ihraçlar hususunda bir fikir sahibi yapabilir.

2-17-25 aralıktan sonra yapılan birçok fiilin arkasında aslında suç teşkil eden bir hadise bulunmuyor, okula çocuk gönderme, gazete dergi üyeliği,  sendikaya üye olma bunların tamamı bir kişide bulunsa dahi o kişinin bu işleri yasal olarak yapıp yapmadığı düşüncesinin varlığını sorgulamamız zihin okumaktan ibaret olacaktır. Dolayısıyla bu üyelikler ve yasal olarak yapıldığı varsayılan bu işlemler kişileri ihraç etmekte amaç olarak kullanılmamalı, aksine bu  tür faaliyetler kişileri soruşturmada araç olarak kullanılmalıdır. Bu da ihraç ederek değil en fazla açığa alma şeklinde yapılmalıdır. Çünkü burada hakkında karar verilen bir insan, onu terörist ilan etmeden önce öyle iyi araştırılmalıdır ki vicdanen kendisi bile evet demelidir. Yoksa 28 şubatta yaşananların daha acısına bu gün sıklıkla şahitlik etmekten başka çaremiz kalmaz.

3-Bu yapının gizli haberleşme ağı olarak kullanılan baylock uygulaması, buradaki sıkıntılarda günümüzde sıkça dile getirilmeye başlandı. Wifi şebekesi mağdurundan tutun ip çakışmasına ve başkasının adına açılan hatta kadar bu saydığım yanlışlar mevcuttur. Benim kanaatim kişiye baylock suçlaması yapılabilmesi için baylock tan yazışmaları önüne konulmalı, yazışma yaptığı kişilerle normal irtibatları da ortaya çıkarılmalı ve tüm deliller şüpheye yer götürmeyecek şekildeyse kişi ihraç edilmeli. Yoksa bu husustaki mağduriyet sadece ihraca dayanmamakla birlikte cezai yaptırımı da  olan bir süreç.

Yukarıdaki tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde ihraçlarda göz önünde tutulması gereken durum baylock hariç, kişilerin kanunların suç saydığı hadiseleri işleyip işlemediğine bakılmalı, işleyebilir şüphesiyle kimsenin mesleğine, onuruna, insanlığına son verilmemelidir. Ülkemizde binlerce sivil toplum kuruluşu bulunmakla birlikte bu kuruluşlara mensup milyonlarca kişi bulunmaktadır. Yarın öbür gün bu kuruluşların da farklı yanlışlara girmeyeceğinin bir garantisi olamaz. Dolayısıyla burada önümüzdeki yıllarda örneğin tokatlılar derneğine üye bir memurun tokatlılar derneği adına bilgi ve belge sızdırıldığı tespit edilmeden bu kişiye sen tokatlılar derneği adına yarın öbür gün suç işleyebilirsin şüphesiyle işine son vermek evrensel olan yazılı veya yazısız hiçbir hukuk kuralına uymayan bir davranış olacaktır. Tespit edildiği vakit ne yapılmalıdır biliyorsunuz ki bir ilde ağır ceza hakimi aracında uyuşturucu taşımaktan meslekten ihraç edildi. Bu örnekte görüldüğü üzere kıdemine kademesine bakılmadan suçun tespiti halinde bana kalırsa devletin en altından en tepesine kadar herkes hakkında gerekli işlemler başlatılarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yürüttüğü o görevde tutulmamalıdır ve bu da anayasal güvenceyle sağlanmalıdır. Hakim değilim ancak hakim olacak kişilere verilen bir öğüt vardır. Masum bir kişiyi tutuklayıp özgürlüğünü elinden almaktansa suçlu bir kişinin dışarıda özgür olarak dolaşması daha eftaldir. Belki de bahsettiğim kriterlere göre göreve iadeler olursa 10 masumla birlikte 1 suçluda göreve iade edilecek ama o bir suçlunun kamuya vereceği zararı düşünmekten ziyade 10 kişinin devlete ve vatana olan bağlılıkları daha da kuvvetleneceği için bu on kişinin faydasının daha çok olacağını düşünmek daha doğru olacaktır. Bu ülke nice hain gördü, savaş cephelerinden tutun saray odalarına kadar, ülkenin milli silahını başkalarına peşkeş çekenden tutun, mitin yapacağı operasyonları pkk ya bildirenlere kadar. Bu ve buna benzer suçlar bu güzelim ülke ayakta durduğu sürece olmuştur olmaya da devam edecektir. Bizim buradaki yaklaşımımız ise suçun tespiti halinde verilecek en ağır cezayı desteklemek ve bir kişinin haksız yere terörist ilan edilmesi halinde de el birliği ile o kişiye sonuna kadar destek olmamız gerekmektedir. hani bir yavru köpek vardı aynı onu o delikten hep birlikte çıkardığımız gibi hele ki ucunda insan olan bir haksızlığı ve mağduriyeti ele alırken daha dikkatli ve titiz davranmamız gerekmektedir, En azından insan olma vasfımızın vazgeçilmez bir gereğidir.

Berat Y.

Öğretmenler İçin

Sosyal Medyada Paylaşın:

10 yorum

  1. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış. yazı güzel sonuç itibarıyla. keşke insanlara savunma hakkı verilseydi. zannediyorum çok kimse bu zamana kadar sözlü uyarı bile almadan ihraç edildi. geçen yıl bu tarihlerde üstelik teog taki başarımdan dolayı il milli eğitim müdürlüğnden başarı belgesi verildi. bir anda dört mevsimi yaşattılar. BİZDE DEVLETE KARŞI KÜSME KIRILMA OLMAZ. UMARIM EN YAKIN ZAMANDA MAĞDURİYETİMİZ GİDERİLİR.

    • Yorumumu okuyup beğenen ve tesekkürlerini ileten tüm arkadaslara okuma zahmetinde bulunduklari icin ben teşekkür ederim. Suçsuz kişilerin görevlerine iade edilmesi dileği ile…

      • Yazınızı biraz önce okudum. Ağzınıza sağlık.Ne de güzel ifade etmişsiniz. İnşallah bu yazınız tüm masum ve mağdurların beraatine vesile olur Berat Bey. Rabb’im sizden razı olsun. her işinizi âsân eylesin.

  2. Kesinlikle çok doğru tespitler kalemize yüreginize saglık. Bence bunu her aklı başındaki insanda biliyor. İnşallah tez zamanda bu yanlışlıklarından dönülür adalet yerini bulur.

  3. Yazıyı çok beğendim sn Berat Y. teşekkür ederim.Tespitlerinizi doğru buluyorum.
    Keşke yetkililerde böyle ince eleyip sık dokusalardı da binlerce vatandaşa terörist,hain damgası vurmasaydı…

  4. Yukarıdaki yazıyı devleti bugün idare edenlere ulaştırmak lazım. Biraz akıl-vicdan kaldıysa okuyup yaptıkları yanlışları düzeltme ihtiyacı duyarlar belki !?

  5. Çok güzel tespitlerde bulunmuşsunuz.Bu şebekenin içerisinde kimler aktif görev almışsa ve Suçlu olan kim varsa sonuna kadar üzerine gidilsin en ağır şekilde cezalandırılsın buna kimsenin itirazı olamaz fakat bankanın kapısından geçti diye,selam verdi diye,yasal olan(devletin izin verdiği ve denetlediği)kurumlardan istifade etti diye terörist damgası vurmak,hain ilan etmek,işinden,aşından etmek en hafif tabirle haksızlıktır.Bu şebekenin hastanesi,üniversitesi,marketi,kasabı,kırtasiyesi vardı,şimdi bu matıkla haret edilecek olursa hastanesinde tedavi olan,kalem,silgi ,defter alan,kıyma,suçuk,salam,peynir alan,şeker,yağ,karbonat,prinç alan kim varsa bütün bunlarıda örgğte yardım ve yataklıktan cezalandırılması gerekmektedir…Biraz mantık biraz vıcdan başka birşeye gerek yok…

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM