Milli Ahlak Olmayan Yerde Medeniyet Olmaz Tülay Gazalcı’nın yazısı

Milli Ahlak Olmayan Yerde Medeniyet Olmaz İnsan yaşamının gelişmesine, ilişkilerine, bilime, sanata ve ekonomik değerlere yeni, yararlı, daha sağlıklı ve huzurlu bir ortam oluşmasına etken olacak yeni düşünce, yaklaşım, bilgi ve deneyim yolu üreten her etkinlik yaratıcılıktır. Diğer bir deyişle yaratıcılık alışılmışın, bilinenin dışında farklı ve özgün olmak, değişik çözüm yollarını izleyerek yeni sonuçlar çıkartmaktır. […]

Milli Ahlak Olmayan Yerde Medeniyet Olmaz Tülay Gazalcı’nın yazısı

Milli Ahlak Olmayan Yerde Medeniyet Olmaz

İnsan yaşamının gelişmesine, ilişkilerine, bilime, sanata ve ekonomik değerlere yeni, yararlı, daha sağlıklı ve huzurlu bir ortam oluşmasına etken olacak yeni düşünce, yaklaşım, bilgi ve deneyim yolu üreten her etkinlik yaratıcılıktır. Diğer bir deyişle yaratıcılık alışılmışın, bilinenin dışında farklı ve özgün olmak, değişik çözüm yollarını izleyerek yeni sonuçlar çıkartmaktır. Yaratıcılık doğuştan var olan bir potansiyel olmakla birlikte zaman içinde geliştirilebilir. İyi bir eğitim sonrası bireylerin içinde var olan yaratıcılık yönü ortaya çıkar ve yön bulur.

Eğitim düzeyimiz arttıkça, medeniyet ve çağdaşlaşma yolunda hızla ilerlediğimizi düşünmek en doğal olandır. Çünkü sözün ve fikirlerin bütünleşmesi, yeniliğe açık olmak, bağımsız ve önyargısız düşünebilmek, birbirinden uzak bağlantıları kurabilmek, fikir üretimi için çaba harcamak… Bütün bunlar yeni düşünce, yeni çözüm, yeni öneri, yeni ürün ve yeni bakış açısı üretmenin yollarıdır. Yeni bakış açıları, toplumların medeniyet yolunda ilerlemesi ve gelişmesi değişmesi demektir. Medeniyet ve çağdaşlaşma uğrunadır birey ve millet olarak değişim merakımız. ‘’Değişim şart gelişim için’’ diyerek, öz benlikten uzaklaşan, bizi biz yapan değerleri düşüncesizce yok sayan, biz yerine ben duygusunu hâkim kılan, içinden çıkılmaz bir gerilemenin içine düşmüş bir millet hali almaktayız. Yola çıkılan niyetlerle, hedefe konulan amaçlar birbirini desteklemez halde. Bir ayak öne bir ayak geriye hareket etme çabasına girmiş bir bedenin, çırpınışlarına dönüşmüş durumda toplumsal ruh halimiz. Geçmiş süreçlere baktığımız zaman, insanların eğitim ortamlarında geçirdikleri süre % 100 artmıştır. Bilgi donanımı arttıkça, bireysel ve toplumsal anlamda davranış ve anlayış sorunları da eş değerde artış göstermektedir. Çok şey bilmek ile çok doğru yaşamak arasındaki bağlantı kurulamamakta.

Bilginin hızla gelişip, değişime uğradığı günümüz dünyasında bu değişime ayak uydurabilmemiz için aktif düşünen, yaratan, sorun çözen, yeni teknoloji ve buluşların peşinde koşan, kendini sürekli yenileyebilen genç bireylere ihtiyacımız vardır ve onları yetiştirmek bizim görevimizdir. Yetişkinlerin ve bu ülkeyi yönetenlerin yaşamakta olduğumuz sorunlardan şikâyet etmek gibi bir hakkı yoktur. Her yeni neslin yaşadığı sorunlar ve sıkıntılar bir önceki neslin yaptığı hatalardan kaynaklanır. Biz yetişkinlerin yapmakta olduğu en büyük hata ‘’ Ben yapamadım evladım yapsın, ben yiyemedim evladım yesin, ben giyemedim evladım giysin ‘’ diyerek evlatlarımıza sınırsız haklar tanımaktır. Bu hakları tanıdıkça ve gençler her şeyi hazır ve kolay buldukça, üretme bilincinden uzak, çalışma duygusu düşük ve tatminsiz kişiler olarak amacı olmayan hayatlar tercih etmektedirler. Çalışarak kazanma duygusundan uzak olan insanlar ne kendileri nede yaşadıkları toplum için faydalı olamazlar. Sadece madden değil manen de şımartılmış, hak sınırlarını hadsizlikle karıştıran bir nesille iç içeyiz. Saygıdan, sevgiden, milli ve manevi değerlerden uzak olan insanlardan beklenebilecek tüm kusurlu davranışlar günümüz toplumunda maalesef ki fazlasıyla mevcuttur. Değer kavramını insanlar maddi değerlerden yana kullanmakta, insana dair kavramlar çokta mühim görülmemektedir. Birde ülke yöneticilerinin hukuksal anlamda yapmış olduğu yönetimsel hatalar devreye girdiğinde, ülke tam bir arapsaçı hali almıştır. İnsani duyguları zayıf kişilerin yapmış olduğu hatalar, hukuki anlamda da caydırıcılığa uğramayınca, toplumsal hayat yaşanmaz bir hal almıştır. Zinanın suç olmaktan çıkarılmış olması, taciz tecavüz ve şiddet olaylarında caydırıcı cezaların uygulanmaması, iş dünyasında yaşanan hak ihlallerinin ve torpil denilen kavramın her yerde kol gezmesi, mesleki sınavlarda yapılan haksızlıklar, fikirsel farklılıkların toplumda kutuplaşmalara dönüştürülmesi, tarlalarda inşaatlarda ve kamu kuruluşlarında çalışan vatandaşların emeğinin karşılığını alamaması, ülke şartları ne olursa olsun zenginin daha zengin fakirin ise daha da fakirleşmesi, makam mevki uğruna her türlü riyanın hak sayılması, iş ortamların da liyakatin ortadan kalkmış olması…

Gibi daha birçok sıkıntılı durum ülkenin iç huzurunu ve güvenini bozmakta, yaşamsal şartlar iyileşmiş olmasına rağmen mutsuz insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Medeniyet giyimde söylemde değil özde olmalı. Teknik, görgü ve bilgilerimiz ne kadar yüksek, zengin ve kuvvetli olursa olsun dürüst, temiz ve ahlaklı olmadıkça faydası yoktur. Hatta bu bilgi ve görgüler milletin menfaatlerine cevap olmak yerine, yalnız şahsi ihtiraslarımız ve kötü emellerimiz uğrunda kullanılmaktaysa ülkenin felakete sürüklenmesi kaçınılmazdır. Gelen nesillere fertlerin fani, cemiyetlerin ise baki olduğu benimsetilmelidir.

Tülay GAZALCI
Türk Eğitim-Sen Denizli Şubesi
Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM

Bu Vücut Benim